Daha önce salat için
* yaşam tarzı
* mesai
görüşleri gündeme getirildi.
Aşağıdaki ayetler özellikle "salatın ikamesi" ile ilgili ayetler. Öne sürülen düşüncelerin yorumsuz bir şekilde aşağıdaki ayetlere oturması gerekiyor.
Yorumsuz diyorum çünkü Allah tek sözcükle "salat" sözcüğü ile çelişkisiz bir şekilde aşağıdaki ayetleri dikkatimize sunmuştur. Bu nedenle ayetler incelenirken düşünülen anlamı vermek için sözcükler üzerinde oynama yapılmadan yaz-gör mantığı uygulamak gerekiyor.
Daha sonra ayetleri çevirilerine göre dilediğimiz gibi yorumlayabiliriz.
· 17/78 Doğruluğa destek ol! Güneşi batırmak için… Ta gece boğulsun Kuran açığa çıksın… Kuran’ın açığa çıkışı tanık olunmuştur!
· 11/114 Gündüzün iki ucunda da gecenin saçağında da doğruluğu destekle... İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür.
· 2/125 [...] İbrahim'in doğrultusundan bir destek edinin. [...] (1)
· 2/238 Büyük destekleri, olağan desteği ve Allah için boyun eğerek doğrulmayı gözetin.
· 4/43 İnananlar desteklemeye yakınlık duymayın, kendinizden geçmiş söylediğinizi bilmiyorken, uzaktayken...
· 4/77 Görmedin mi "Elinizi savaştan çekip, doğruluğu destekleyin, zekatı verin," denilenleri[...]
· 4 / 101 Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkarcıların size saldırmasından korkuyorsanız desteğinizi gizlemekte bir sakınca yok. Kuşkusuz inkarcılar sizin açık düşmanınızdır.
· 4 / 102 Sen içlerinde olup onlarla birlikte doğruluğa destek olduğunda bir grup sizi korumak için yanınızda bulunsun ve silahlarını da yanlarına alsın. Onlar onaylayınca arkanızda bulunsunlar. Sonraki desteklememiş grup gelsin ve seninle birlikte desteklesinler. [...]
· 4 / 103 Desteği dosdoğru uyguladığınızda, otururken kalkışınızda ve uzaklaştığınızda Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuzda da desteğinizi dosdoğru uygulayın. Doğruluğa destek bağlılara her anlarında yazılmıştır.
· 4 / 142 İkiyüzlüler Allah'ı aldattıklarını zanneder. Halbuki O, onları aldanmış bırakır. Onlar doğruluğu desteklerken ağırdan alırlar. Çünkü insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.
· 5/58 Onları desteklemeye çağırdığınızda alay edip eğlendiler. Düşünmeyen bir topluluktur onlar.
· 8 / 35 Onların, beytteki destekleri hilekarlık ve yasakçılıktan başka bir şey değil. [...]
· 9 / 103 Onları temizlemek ve yüceltmek için onlardan bağışlarını al ve onları destekle, zira senin desteğin onları sakinleştirir. Allah İşitendir, Bilendir.
· 10/87 Musa'ya ve kardeşine: "Halkınız için şehirdeki evlere yerleşin ve evler doğrultun, inananları destekleyin ve müjdeleyin," diye vahyettik.
· 11 / 87 Dediler ki: "Şuayb, senin doğruluğu destekleme ilkelerin atalarımızın tapmış olduklarını veya ticaretimizi dilediğimiz gibi çevirmekten vazgeçmemizi gerektiriyor! Aslında sen yumuşak huylusun, akıllısın."
· 2/45 Destekte direnirken yardım isteyin korkanlar hariç bu diğerlerine ağır gelir.
· 2/153 İnananlar destekte direnirken yardım dileyin. ALLAH direnenlerledir.
· 5/91 Şeytan, sarhoş edicilerle, kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi ALLAH`ı anıp desteklemekten alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi?
· 6/92 Bu, kendisinden öncekileri doğrulayan kutlu bir kitap olup ülkelerin anasını ve etrafındakileri uyarman için indirilmiştir. Ahirete inananlar ona inanırlar ve onlar doğruluğa desteklerine de devam ederler.
· 7/170 Kitaba sarılıp doğruluğu destekleyenlere gelince, iyiliğe çalışanları ödülsüz bırakmayız.
· 9/5 Sınırlandırıldıkları dönemden sonra ortakçıları yakaladığınız yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her hareketlerini izleyin. Tevbe edip doğruluğu desteklerlerse ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
· 9/11 Tevbe ederlerse, doğruluğa destek olurlarsa ve zekat verirlerse ilkedaşınız olurlar. Bilenlere ayetleri böyle açıklarız.
· 9/54 Yardımlarının kabul edilmesine engel sadece şudur: Allah`ı ve elçisini inkar ettiler, doğruluğa desteklerini ağırdan alırlar ve yardımları da isteksiz yaparlar.
· 13/22 Ve onlar ki sadece Rab`lerinin yüzü için direnirler, doğruluğa destek olurlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık yardım için harcarlar ve kötülüğü iyilik ile savarlar. Son durağı onlar hak etmişlerdir.
· 14/31 İnanan kullarıma söyle, alış-verişin ve dostluğun olmadığı gün gelmeden önce doğruluğa destek olsunlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık yardım için versinler.
· 14/37 ``Rabbim, ben çocuklarımdan bazısını, sınırlandırılmış evde ekinsiz bir vadiye yerleştirdim doğruluğu desteklesinler diye... İnsanların gönüllerini onlara karşı sevgi ile doldur ve onları ürünlerle rızıklandır ki şükretsinler.``
· 14/40 ``Rabbim beni ve zürriyetimi doğruluğun destekçilerinden kıl... Rabbimiz dualarımı kabul et.``
· 17/110 De ki: “İster Allah ister Rahman hangisiyle çağırırsanız, tüm güzel isimler O`nundur.” Doğruluğa desteğinde çığırtkan olma ama gizleme de; ikisinin arasında bir yol tut.
· 19/59 Onlardan sonra gelenler doğruluğa desteği yitirdiler ve arzularına uydular. Nitekim, felakete uğrayacaklar.
· 22/41 Onlar ki kendilerini yeryüzüne yöneticiler kıldığımız zaman doğruluğa destek olur, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten menederler. Son karar ALLAH`a aittir.
· 24/37 Kişiler vardır. Onları, Allah`ı anmaktan, doğruluğa destek olmaktan ve zekatı vermekten ne bir iş ne de bir ticaret alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.
· 24/58 …. Doğruluk açığa çıkmadan önce, doğruluktan sonra…... (2)
· 29/45 Sana vahyettiğimiz kitaptan oku ve doğruluğu destekle. Çünkü doğruluğa destek, iğrenç ve kötü şeylerden vazgeçirir, Allah’ı anmanın en büyüğüdür. Allah ne yaptığınızı bilir.
· 31/17 ``Sevgili oğlum, doğruluğa destek ol, iyiliği emret, kötülükten menet ve başına gelene diren. Bunlar temel davranışlardandır.``
· 42/38 Onlar, Rab`lerinin çağrısına karşılık verip doğruluğa destek olurlar, işlerini aralarında danışma ile kararlaştırırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan yardım için verirler.
· 62/9 İnananlar, doğruluğa destek için toplanma günü seslenildiğinde Allah`ı anmak için acele edin ve alışverişi bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha iyidir.
· 62/10 Doğruluk karara bağlanınca yeryüzüne yayılarak ALLAH`ın lütfunu arayın ve ALLAH`ı sürekli anmaya devam edin. (3)
· 107/4,5,6 Vay o doğrultmuşlara ki onlar doğruluğu umursamıyorlar, gösteriş yapıyorlar.
(1) Makam=doğrultu için Bkz. “KUM” sözcüğü ile ilgili yazım.
(2) Konuyu manipüle etmemek için şimdilik çevirimi yazmadım
(3) Kudiyetis-salat, kudiye ifadesini şu ayetlerde dikkatle inceleyiniz. 2:210, 6:8, 6:58, 10:11, 10:19, 10:47, 10:54, 11:44, 11:110, 12:41, 14:22, 19:39, 39:69, 39:75, 40:78, 41:45, 42:14, 42:21, 46:29, 62:10
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, İbadetler
İnsana ait olan tek kavramın “akıl” olduğundan yol çıkarak aklın çalışmasını, işletilmesini üzerinde düşünebiliriz. Genel olarak “akıl” ve “zeka” kavramları karıştırıldığından öncelikle bu kavramlar üzerinde biraz duralım.
Sıklıkla düştüğümüz bir yanılgı duyular denilince beş duyu organını ve beş duyuyu hatırlamamızdır. Duyma, görme, koklama, tatma, dokunma olarak saydığımız duyularda bir önceki yazımızda olduğu gibi varlıklar üzerinden hareketle bakacak olursak yine insana ait bir tek özellikle karşılaşıyoruz.
Beş dışsal duyunun anlamlı olabilmesi için beş tanede içsel olgu vardır.
1. Ortak algı: Dış dünyadan gelen algılar eş zamanlı ya da ortak olarak işlenir. Bir kişi ile konuştuğunuz zaman sesini duymanızdan bir kaç dakika sonra görüntüsünü alsaydınız veya dokunmanızdan bir kaç dakika sonra sıcaklık, yumuşaklık hissini alsaydınız durum karmaşaya dönüşebilirdi.
2. Algılar deposu: Dış dünyadan alınan verilerin ortak algılanmasının sonucu olarak veriler bir depoda tutulurlar. Bu depoda elmanın rengi, tadı, kokusu gibi algıların temel özellikleri saklanır. Bu depo olmasaydı bir arkadaşınıza elmayı anlatırken her defasında elinizde bir elma bulundurmanız gerekecekti.
3. İlişki kurma merkezi: Dışarıdan yeni veriler geldikçe önceki verilerle ilişki kurularak bilgi artımı için böyle bir mekanizma bulunur. Bu mekanizma olmasaydı; daha önce tanıştığınız bir insanın adını, boyunu, sesini, daha önce konuştuklarınızı o kişi ile tekrar karşılaştığınızda bilmiyor ya da ilişki kuramıyor olurdunuz. Bu mekanizma sayesinde veriler birbiri ile ilişkilendirilerek anlamlandırılır.
4. Bellek: Önceki üç algının ardışık işlenmesi ile oluşan verilerin saklandığı mekanizmadır. Artımlı olarak gelişen bu birim sayesinde canlılar yaşamı devam ettirerek gelişim gösterirler.
Beş dışsal duyunun yanında dört içsel olgunun toplamına “ZEKA” deriz. Bu dokuz özellikte hayvansal özelliklerdir.
Hayvanlar koku alır, tat alır, duyar, görür, tecrübe edinirler, tanırlar, öğrenirler, ilişki kurarlar ve bilgilerini birbirlerine aktarırlar…
Köpekler sahiplerini tanırlar, komutlar öğrenirler, hafızalarında tutarlar… Fareler edindikleri bilgileri birbirlerine aktararak nesillerin artımlı bilgiye sahip olmasını sağlarlar…
Evet, bu özelliklerin hiçbiri maalesef ize ait değil… İnsanı tanımlamak için yine ek bir maddeye ihtiyaç duyuyoruz.
5. İşlemci: Kendisinden önceki dört algının "bilinç" boyutunda şekillenmesini sağlayan birimdir. Bu birimin insan faktörünü belirlemesinden dolayı önem taşır.
İşlemci birimi insana özgü bir algı olarak karşımıza çıkıyor. Bunu anlatmak için şöyle bir açılım yapabiliriz.
Zeka sonucu elde edilen verilerin işlemci kanalı ile "AKIL" ilişkisine sokulması "düşünce" ile sonuçlanır. Düşünce içerik olarak bir "değer yargısı" üretir. Buda insanın ahlak, doğru-yanlış, inanış, reddediş gibi özelliklerinin üretimi demektir.
Bu noktada sorulması gereken doğru soru şu olabilir;
“İşlemci aracılığı ile veriler akla iletilmeseydi akıl bilebilir miydi? Bilebilseydi ne bilebilirdi?”
İşlemcinin ileteceği bir şey yokken yani akıl "tek başınayken" bilebileceği "TEK" bir şey olacaktı.
KENDİ VARLIĞI!
Evet, aklın tek başına iken bilebileceği tek şey kendi varlığıdır ve varlık dilinin ilk cümlesi bu şekilde kurulmuş olur.
"BİR VAR"
Aklın kendi başına üreteceği tek yargı olan bu cümle ne vecizdir ki iki sözcükten oluşur ve kendisinin varlık sebebini / var edicisini de belirtir. Tüm insanlık kavramlarının temeli de bu iki sözcükle açıklanabilir. Yani "bir" ve "var" sözcüklerini aklınıza gelebilecek soyut/somut her şey için kullanabilirken bu iki sözcük dışındaki sözcükler için geçerli değildir.
Bana göre Rahman'ın insana ruhundan üflemesi "bir ve var" kavramlarını yani aklı ifade ederken O'ndan kavranan kelimeler ise "akıl dilinin grameridir."
Düşünün ki insan sahip olduğu en önemli özelliği "BİR"in "VAR"lığını koşulsuz ve tartışmasız bildirip duruyor. (ister istemez edilen secde) Bunun yanı sıra "akıl dili" yani düşünce ile ayrılmayı veya doğru yol üzerinde kalmayı uyguluyor.
Vaktinizi daha uzun almamak adına bu konunun devamında konuşulması gerektiğini düşündüğüm "İnsan ne olduğu ve neden yaratıldığına? bakması" konusunu başka bir zamana bırakmak istiyorum.
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, Kuran'da Bilimsel Veriler
Konuya girmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Kendi felsefemi tek cümle ile özetlemem istenirse bunu Hegel'in şu sözü ile ifade ediyorum. "Efsaneler varlığa soru sormakla aşılabilir; soru sormak aklın dindarlığıdır."
Üzerinde çok fazla konuşabileceğimiz yeterince büyük bir evrende yaşıyoruz. Evreni aklımızla anlayabileceğimiz konusunda ikimizde kuşkusuz aynı düşüncedeyiz. İnsan olarak kendi bakışımızın dışına çıkıp başka bir gözle bakmayı henüz beceremiyoruz. Bu nedenle şuanda yapabildiğimiz en mükemmel yaklaşım tarafsızlığı mümkün olduğu kadar koruyarak kendi aklımızla değerlendirmektir. Akıl insanı diğer türlerden ayıran en önemli özelliktir. Daha doğrusu insani olan tek özelliktir. Üzerinde konuştuğumuz din olsun bilim olsun tüm olgular evrensel değil insanidir. Çünkü evreni kendi bakışımız dışından görme olanağına sahip değiliz. Matematik ve fiziğin evrensel olgular olduğunu iddia etmemizde yine çıkarımsal aklın bir sonucudur. Bunları bilimi reddetmek için değil aksine bilimin ana ilkesi olan tarafsızlık ve doğruluk adına söylüyorum.
Gerçektende objektif bir gözle değerlendirecek olursak fiziği ve matematiği evrensel hali ile değil insani hali ile değerlendiriyoruz. Çünkü evrenin kendisi zaten fiziğin matematiğin gerçek ve uygulamalı halidir. Biz ancak evrensel olan gerçek bilgileri matematik ve fizik olarak insani dile çevirebiliyoruz. Yani varlığı "varlığın kendi dili" ile değil insani dil ile değerlendirmekten başka yöntemimiz olmadığı halde insani dili evrensel ve tek gerçek olarak öne sürmek evrensellik ilkesi ile çelişmektedir. Ve insanı özel kabul etmenin en açık göstergesidir. Evrende insan dışında hiç bir şey itiraz etmez, her şey kendi varlığının gereğini yok oluşuna kadar sürekli devam ettirir.
- Evrensel bilgiler, bir din inanırı olsun ya da olmasın aklını kullanabilen her insana açıktır.
- Evren, varlığa ilişkin tüm bilgileri içerir.
- Evren, kendisinde en küçük bir kuşku ve çelişki olmayan tutarlı ve benzerlikler doludur.
- Evren, tüm insanlığa herhangi bir elçi olmadan dahi klavuzluk edebilecek, anlaşılması için sadece akıl kullanmanın yettiği geniş perspektifli bir bilgi kümesidir.
- Evren, tarafsızlığı ve doğruluğu ilke edinen her birey için yönlendirici özelliğe sahiptir. Bu rehberlik özelliği ile gerçeklere ulaşılmasını sağlar.
Yukarıda maddeler halinde verdiğim özelliklere sanırım hiç birimizin itirazı yoktur. Belirttiğim bu maddeleri aslında tamamen Kuran ayetlerinden aldım. Kuran'ı tarafsız bir gözle inceleyen biri olarak gördüğüm tablo budur. Kuran'ı önyargısız olarak incelemeye başladıktan sonra yüzlerce çeviri hatası yapıldığını, yorumların Kuran metni gibi sunulduğunu farkettim ve Kuran'ı orijinalinden incelemeye başladım. Bu incelemelerin devamında farkettiğim en şaşırtıcı bilgi ise Kuran'ın sizi kendisinden sürekli itmesidir. Evet, benim düşünceme göre Kuran, siz onu okudukça sizi başka bir kitaba itiyor. İttiği bu kitabı ise El-Kitap olarak tanımlıyor. Ve Kuran kendisinin El-Kitap'ın sadece küçük bir bölümünü olduğunu, El-Kitap'ın bir bölümünü açıklamak için geldiğini söylüyor. Yukarıda saydığım maddelerin hepsini El-Kitap'ın özelliği olarak veriyor. Ve Kuran;
- Geldiği toplumun ve insanlığın büyük bir kısmının El-Kitap'ı arkalarına attığını
- El-Kitap'tan olmadığı halde ondanmış gibi yazılanların hatalı olduğunu
- El-Kitap'tan ayrılanların sapkınlığa düştüğünü,
bildirmek üzere geldiğini söylüyor. Kuran El-Kitap tanımı ile "evren kitabını" vurguluyor. Tam olarak sizin, benim ve bu gruptaki herkesinde iddia ettiği gibi; dinlerin yozlaştırılmış, afyonlaştırılmış, temelsiz uydurma savlara dayandığını, gerçeklerin El-Kitap'ta yani evren kitabında olduğunu özellikle ve defalarca belirtiyor ve sizi ona doğru itiyor. Bu konu ile ilgili çok geniş bir çalışmam hala da devam ediyor. Bu çalışmanın değiştirdiğim giriş kısmını aşağıya alıntılıyorum. Lütfen çalışmayı din kategorisinde değil, kitaplıktan alınmış herhangi bir kitabın incelenmesi olarak değerlendirin. Sevgiyle... El-KİTAP ve HİKMET KİTAPLARI
Geleneksel İslam anlayışına göre peygamberler aracılığı ile gelen Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur olmak üzere dört büyük kitap vardır. Kuran dışındaki kaynaklara ilgi göstermeyen müslümanlar dahi bu düşünceyi sorgulamaz ve olduğu gibi kabul ederler. Oysa konu Kuran'dan incelendiğinde dört kitabın dışında da dine kaynaklık eden kitaplar olduğunu görüyoruz. Öyle ki bunlardan özellikle iki kitap kutsal kitapların da kaynağını oluşturan ve tüm insanlara elçi olmaksızın açık olan kitaplardır. El-Kitap ve Hikmet olarak anılan bu iki kitap istisnasız tüm peygamberlere verilmiş olup Tevrat, İncil, Zebur, Kuran gibi kitaplar bu iki kitabın açıklayıcısıdır.
3/81 - Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Size Kitap ve Hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. [...]
Dikkatinizi çekeceği gibi tüm peygamberlere Kitap ve Hikmet adında iki kitap verilmiş ve peygamberler yanlarında olan bu iki kitabı doğrulayan bir elçiyi destekleme sözü vermişlerdir. Geleneksel bilgilerin etkisinden arınmayan bir çok müslüman ayette bahsedilen Kitab'ın peygamberler için ayrı ayrı kitaplar olduğunu ve Hikmet'in ise peygamberlerin davranış ve sözleri olduğunu düşünmüşlerdir. Oysa ayette tüm peygamberlere seslenilmiş ve kitap sözcüğü tekil olarak kullanılmıştır. Sözün devamında gelen "beraberinizdekileri doğrulayan" ifadeside anlamı güçlendirmektedir. El-Kitap ve Hikmet'in Tevrat, İncil, Zebur, Kuran gibi kitaplardan farklı olduğunu açıkça bildiren ayetlere bakalım.
3/48 - Ona Kitap'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.
5/110 - Allah, "Ey Meryem oğlu İsa sana ve annene olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. [...]
19/30 - "Ben Allah'ın bir kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı," dedi.
İsa Peygamber'in doğar doğmaz beşikte kendisine kitap verildiğini söylemesi doğru anlaşılamamış ve bu kitabın kendisine ileride verilecek İncil olduğu düşünülmüştür. Oysa ayetin Arapça metninde El-Kitap ifadesi kullanılmıştır. "El" ifadesi ingilizcede ki "The" sözcüğü gibi önüne geldiği sözcüğe belirlilik ifadesi katar. Örneğin genel olarak kitaplardan bahsederken "book" ifadesini kullanırsınız, belirli bir kitap "The Book" ifadesi ile adlandırılır. Kuran'da da bu özelleştirme söz konusudur. "El-Kitap" ifadesi belirli ve tek bir kitabın adı olarak, Ali İmran Suresi 81. ayette incelediğimiz "Kitap'ı" vurgulamaktadır.
El-Kitap Nedir?
- El-Kitap, müslüman olsun ya da olmasın aklını kullanabilen her insana açık olan bir kitaptır.
- El-Kitap, evrensel olan bilimsel bilgilerde dahil olmak üzere varlığa ilişkin tüm bilgileri içeren kitaptır.
- El-Kitap, kendisinde en küçük bir kuşku ve çelişki olmayan tutarlı ve benzeşik bir kitaptır.
- El-Kitap, tüm insanlığa herhangi bir elçi olmadan dahi klavuzluk edebilecek, okunması için sadece akıl kullanmanın yettiği geniş perspektifli bir kitaptır.
- El-Kitap, tarafsızlığı ve doğruluğu ilke edinen her birey için yönlendirici özelliğe sahiptir ve bu rehberlik özelliği ile evrensel verilerle gerçeklere ulaşılmasını sağlar.
Bu nedenledir ki, Kuran, El-Kitap'ın bilimsel ve evrensel bilgilerine tanık olanları "El-Kitap Ehli" olarak niteler. Peygamberler aracılığı ile El-Kitap'a ulaşan insanları Kuran, "El-Kitap Verilenler" (Utul Kitap) olarak nitelemektedir. El-Kitap Ehli ve El-Kitap Verilenler kavramları daha detaylı bir inceleme yazımıza bırakıyoruz.
El-Kitap Allah katında olup korunan ana kitaptır. Diğer tüm kitaplar El-Kitap'ın açıklayıcısı ve onun bir bölümüdür.
2/113 - Yahudiler: "Hıristiyanlar hiçbir şey üzerinde değil." dediler.Hıristiyanlar da: "Yahudiler hiçbir şey üzerinde değil." dediler.Oysa hepsi El-Kitap'ı okuyorlar.[...]
10/37 - Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve El-Kitab'ı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.
15/1 - Elif, Lam, Ra. Bunlar, El-Kitap'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
13/1 - Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar El-Kitap'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
10/94 - Sana indirdiğimiz hakkında bir kuşkun varsa, El-Kitabı senden önce okumuş olanlara sor. Sana Rabbinden gerçek gelmiş bulunuyor. Şüphecilerden olma.
2/151 Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size El-Kitap'ı ve Hikmet'i öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.
43/2 - Apaçık El-Kitab'a andolsun;
43/3 - Anlamanız için onu yüksek dile sahip bir Kuran yaptık.
43/4 - O, üstün, bilge, çağdaş olan ana El-Kitap'tandır.
Buraya kadar incelediğimiz ayetlerden anlaşılacağı üzere peygamberlere El-Kitap ile birlikte Hikmet'te verilmişti. Kuran, Tevrat ve İncil El-Kitap'tan farklı, onu açıklayan ve ondan olan bölümlerdir.
Arif Aydoğmuş
Kuran'ın tanrısal bir kaynak olup olmadığı, her ana hitap edip etmediği, her şeye bir cevabı olup olmadığı konusuyla ilgili bir düşüncemi aktarmak istiyorum.
Kuran kendisinin yeterli olduğunu ve yukarıda saydığımız maddelere cevaplar içerdiğini iddia ediyor. Biz ise sorduğumuz soruların bazısına cevap bulabilirken bazısına bulamadığımızı görüyor ve Kuran'ın yetersiz yada çağa uygun olmadığını veya Tanrısal olmadığını haklı olarak düşünebiliyoruz.
Bu bakış açısı doğru mudur değil midir?
Bunun için evrensel bilgilerden faydalanarak bir egzersiz yapalım.
Öncelikle şunu söyleyebiliriz. Bilim kuralları gereği bir önerme koşullara sahiptir ve önermenin doğruluğu koşulların doğruluğuna bağlıdır. Koşulların doğrulanma yönteminide yine önermenin barındırması gerekir.
Bu anlamda Kuran'ın önerme ve koşullarına bir kaç örnek verip üzerinde egzersizi devam ettirelim.
(Not: Aşağıdaki önerme ve koşullar en yalın ifade olarak seçilmiştir. Önermeler ve koşullar sadece bunlarla sınırlı değildir)
ÖNERME: Kuran kendisinin Allah katından olduğunu ve cevaplar içerdiğini iddia ediyor. Bu iddiasının doğruluk kazanması için verdiği
KOŞULLAR:
a-) Kendi içerisinde çelişki olmadığını düşünerek araştırmanız gerektiğini,
b-) Verilerinin lokal ve global olmak üzere en az iki açılı mesajı olduğunu, (mikro-makro)
c-) Acele edilmeden okunmasını ve üzerinde düşünülerek ilişki kurulmasını,
d-) Sonuçların kimi zaman doğrudan kimi zaman örneklerin birleştirilmesi ile dolaylı olarak verildiğini söylüyor.
Bu iddianın doğruluğunu test etmek için verilen koşulların eksiksiz olarak yapılması gerekir. Aksi halde zaten önerme bu koşulların sağlanmaması halinde yanlış olacaktır. Belirtilen koşullarda Kuran'ın incelenmesi bize Kuran'la ilgili daha doğru bir perspektif kazandırıp hakkında daha doğru bilgi edinmemizi sağlayacaktır düşüncesindeyim. Önermeyi test sürecimiz yanlış veya doğru olarak sonuçlanabilir bunun hiç bir önemi olmayadabilir. Ama önemli olan bir kaynak hakkında bir iddiada bulunurken kaynağı kendi içerisinde objektif olarak değerlendirmektir.
Bir örnekle açıklamak istiyorum.
a = a
a² = a²
a²+a² = a²+a²
a²-a² = a²-a²
Eşitliğin bir tarafı "a" ortak parantezine alınır diğer tarafıiki kare farkı çarpanlara ayırma yöntemiyle yazılırsa ifade
a.(a-a)=(a+a).(a-a) olarak yazılır. Eşitliğin iki tarafı (a-a) ifadesine bölünerek ;
a=(a+a) yani a=2a ve a'lar sadeleşirse
1=2 sonucu çıkar.
Ortalama bir matematik bilgisi ile buna benzer bir çok eşit olmadığını bildiğiniz eşitlikler çıkarabilirsiniz. Ve bu sonuçlara bakarak matematiğin çelişkili olduğunu rahatlıkla iddia edebilirsiniz. İçerisinde çelişki olduğu için matematiği bir safsata veya uydurma olarakta düşünebilirsiniz. Ama bu yaklaşımınız "göreli ve önyargılı" olmakla birlikte konu ile ilgili yetersiz bilginizden kaynaklanır. Çünkü siz matematiği kendi önerme ve koşulları içerisinde değerlendirirseniz yukarıdaki işleminizin ve sonucunda vardığınız hükmün yanlış olduğunu farkedebilirsiniz.
Matematik önermeleri içerisinde size koşul olarak "0 / 0" ifadesinin tanımsız olduğunu ve bu ifade ile karşılaştığınızda işlemin devamınında bir anlam ifade etmeyeceğini söyler. Yani eşitliğin her iki tarafını (a-a) ya bölmek demek (a-a) sıfır olacağından 0/0 ifadesine çarpar.
Bunun gibi eğer siz Kuran'ı kendi sunduğu koşullar içerisinde değilde "önyargılı veya göreli" ve Kuran hakkında eksik bilgi ile sorgularsanız içerisinde yüzlerce "çelişki, anlamsız mesaj, vs" bulmanız çok olağan bir durumdur. Kuran'ın verdiği koşullarla Kuran'ı incelediğinizde Kuran size eğer bir çelişkiye sahipseniz bakış açınızda bir yanılsama veya eksiklik olabileceğini bakış açınızı değiştirmeniz gerektiğini söylüyor.
Demek istiyorum ki, her neyi inceliyorsak inceleyelim hakikaten ve içtenlikle objektif olalım. Kuran'ın tanrısal olup olmaması önemli değil, Kuran'ı zaten kabul etmek istemiyorsanız eğer, onun çelişkili olduğunu kanıtlama veya eksik bilgi içerdiğini söyleme çabalarınız anlamsızdır. Yok eğer Kuran'ı sorgulayıpta ona inanıp inanmamaya karar vermek istiyorsanız "eksiksiz objektif" yaklaşmalı ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kendi önerme ve koşulları içerisinde değerlendirmelisiniz.
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, İlginç Yorumlar, Kuran'ın Kaynaklığı
3/81 Allah nebilerden şöyle misak almıştı: "Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi," demişti. Onlar "Kabul ettik," deyince, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım," demişti.
6/89 İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiklerimizdir. Eğer şu halk, bunları inkar ederse, biz onları inkar etmeyecek bir toplumu yerlerine geçiririz.
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere Nebiler'in hepsine “tek” bir kitap verilmiştir. Nebilere verilen bu kitap Kuran'da her zaman “hikmet” ile birlikte anılmaktadır ve bahsedilen kitap Kuran Zebur İncil Tevrat kitaplarından farklı bir kitaptır. Bahsedilen kitap alemlerin kitabı olup Allah katında olan ve korunan kitaptır. Nebiler aracılığı ile gönderilen Kuran, Tevrat, İncil, Zebur gibi kitaplar ise “o” ana kitabın açıklayıcısıdır.
15/1 Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
13/1 Elif, Lâm, Mim, Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
10/37 Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.
10/94 Sana indirdiğimiz hakkında bir kuşkun varsa, kitabı senden önce okumuş olanlara sor. Sana Rabbinden gerçek gelmiş bulunuyor. Şüphecilerden olma.
Yukarıdaki ve benzer bir çok ayette bahsedilen kitap Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur değildir. Özellikle başlngıç harflerinin olduğu surelerin hemen başında bahsedilen Kitabil Mubin ifadeleride kuvvetle muhtemel Kuran veya diğer kitapları değil konumuz olan “kitaptır” ve başlangıç harfleri dediğimiz ayetler ise “o kitabın” ayetleridir.
(Bkz. 19/16, 19/30, 22/70, 23/62, 6/38, 14/1, 17/4, 17/58, 17/71, 18/27, 18/49, 6/59, 9/36, 10/37, 11/6, 27/75, 27/40, 29/47, 29/48, 34/3, 35/11, 35/32)
Muhammed Peygamber'e çıkışan inkarcılara karşı Muhammed Peygamber'in söylediği söz dikkat çekicidir.
28/49 De ki "Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım."
Geleneksel öğretiler ve düşünceler yukarıdaki ayette “bu ikisinden” sözü ile kastedilenin İncil ve Tevrat olduğunu söyler. Bu düşünceye ben pek katılmıyorum. Çünkü Peygamberin çıkışı muhataplarının elindeki kitaplardan daha doğru bir kitap istemesi değil kendi elindeki iki kitaptan daha doğru “TEK” bir kitap istemesi yönündedir. Yani Peygamber muhataplarının iddiaları doğru ise kendisine verilen “Kuran” ve “Kitap” dışında tek bir kitaba inanabileceğini söylüyor.
39/23 Allah en güzel sözü (hadis), benzeşik ve ikişer kitap halinde indirdi. Rab'lerini sayanların derileri ondan dolayı ürperir. Sonra derileri ve kalpleri ALLAH'ın mesajına karşı yumuşar. Bu, ALLAH'ın yol göstermesidir; dilediğini ve/veya dileyeni ona ulaştırır. ALLAH'ın saptırdığı bir kimseye rehber bulunmaz.
Yukarıdaki ayeti geleneksel öğretilerin dışında düşünmeyen/düşünemeyen çevirmenlerin çoğu “mesaniyy” ifadesini “ikizli”, “tekrar eden”, “birbirine benzeyen” gibi ifadelerle karşılamışlar. Fakat “mesaniyy” ifadesi diğer ayetlerden hatırlayacağımız gibi “ikişer” anlamındadır.
Benzer şekilde;
2/1 Elif, Lam, Mim,
2/2 İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
2/3 Onlar, gayba inanırlar salat ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
2/4 Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
2/2 ayetinde bahsedilen “kitap” takva sahiplerine yol gösterici kitaptır. Ve aynı takva sahipleri Peygambere İndirilenede inanıyorlar.
83/18 Doğrusu, iyilerin kitabı İlliyyun'dadır.
83/19 İlliyyun nedir bilir misin?
83/20 Rakamlanmış bir kitaptır.
Ayetleride Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur dışında bir kitaptan söz etmektedir. Kuran'daki sözcüklerin biribirileri ile yedeklendiğinide hatırlayarak Kuran, Zebur, İncil ve Tevrat'ın dışında bahsedilen İliyyun, Furkan, Zikr ve Hikmet kitaplarının bu kitapların benzeri kitaplar olabileceğini düşünebiliriz. Bu dört kitaptan Zikr ve Furkan diğer kitapların sıfatı olarakta kullanılmıştır. (Örneğin Kuran'ın Zikr, Tevrat'ın Furkan)
Fakat unutmayalım ki Kuran'ın ve diğer kitapların açıkladığı, elçilere özel olarak öğretilmiş başka kitaplardan da Kuran söz etmektedir.
Örneğin, İsa Peygamberin beşikte iken “Bana kitap verdi” demesi düşünülmesi gereken bir konudur. Zira İsa Peygamber beşikte konuşurken yanında İncil yoktu ve İncil zaman içerisinde indirildi.
Bu iddiayı doğrulayan başka ayetlerde var;
3/48 Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrât'ı ve İncil'i öğretecek.
5/110 Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma koru, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."
Kuran'ın kendisinden başka bahsettiği en az 7 kitap daha var ve bu kitapların neler olduğu ve içerdiklerini yine kendisi açıklıyor.
Hikmet, Kitap, Zikir, Furkan, İliyyun, Suhuf, Levha, Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur sözcükleri ile Kuran taraması yapıp ayetleri incelediğinizde göreceğiniz tablonun bizim farkettiğimizden çok daha büyük olacağına inanıyorum.
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, İlginç Yorumlar, Kuran'ın Kaynaklığı
Aslında yazımda doğrudan olmasa da cevap vermiştim. Din demek bana göre "ilke" demektir. Din'i ilke olarak düşündüğümüzde her insanın bir dini olmasında sakınca yoktur. Her insanın yaşam ilkeleri farkılıdır. Ortak ilkeler olması gayet normaldir ve sakıncası yoktur. Önemli olan nokta, ortak yaşam ilkelerini mecburi kabul edilmesi gereken ilkeler olarak sunmamaktır. Bugün Gelenksel İslam'ın, Yahudiliğin, Bahailik'in, Budizm'in, Ateizm'in, Deisizm'in en büyük handikapı budur. Din olgusu ortak ilkelere sahip insanlar tarafından sömürülmüş ve bağlamından koparılmıştır. Din olgusu kesinlikle grupsal veya toplumsal değildir, olamaz. Din bireyseldir. Bireylerin kendi ilkeleridir. Din'in gerçek anlamı budur ve bu anlamda düşündüğümüzde şuanda yeryüzünde "DİN" olarak varolan tüm inanışlar afyondur, gerçek dışıdır. Olması gereken dini gerçek anlamına tekrar kavuşturmak ve bireye indirgemektir.
Bireysel olan din olgusunun genelleştirilmeye çalışılması tarih boyunca insanlığın başına bela olmuş ve yoktan sebepler üretilerek küresel savaşlara dahi neden olmuştur. Bugün geleneksel din inanışındaki bu çarpıklığı farkeden akıllı insanlar dışlanmış, suçlanmış ve hoşgörülmüştür. Bu tutum karşısında benzer düşünceleri paylaşan aynı akıllı insanlar ise kendi ortak ilkelerini maalesef geleneksel dinlerden farklı olmayan şekillerde bayraklaştırmışlardır.
Ateism inanışının şartları vardır. Yaratıcı bir tanrıyı kabul etmemek ilksel bir şarttır.
Deism inanışının şartları vardır. Yaratıcı yok çıkarımınının dışında ateismle neredeyse aynı mutlak şartlara sahiptir.
Geleneksel İslamın şartları vardır. Tek ve evrene müdahale eden bir yaratıcıya inanmak ilk şarttır.
Yahudilik'in şartları vardır. Tek ve evrene müdahale eden bir yaratıcıya inanmak ilk şarttır.
vd...
Bu veya diğer inanışlardan herhangi birini seçtiğiniz zaman karşınıza bir takım ilkeler çıkarılır. Bu ilkeleri koşulsuz kabul ettiğiniz taktirde bu inanışa sahip olursunuz. Aksi halde istediğiniz kadar söyleyin kabul görmezsiniz. İstediğiniz kadar ateist olduğunuzu söyleyin Tanrı vardır dediğiniz anda hiç bir ateis sizi ateist olarak nitelemez. İstediğiniz kadar deist olduğunuzu söyleyin Kuran inanırıyım dediğiniz anda hiç bir deist sizi deist olarak nitelemez. İstediğiniz kadar müslüman olduğunuzu söyleyin Kuran'ı tartışırım dediğiniz anda hiç bir müslüman sizi müslüman olarak nitelemez. İstediğiniz kadar hristiyan olduğunuzu söyleyin Kuran'ı kabul ettiğiniz anda hiç bir hristiyan sizi hristiyan olarak nitelemez. vd...
Şimdi ben söylüyorum.
- Tanrı vardır.
- Evrene sürekli olarak müdahale eder.
- Kuran'ı incelerim ve tartışırım.
- Kuran'a inanırım.
- Kendime ait ilkelerim var.
Ateist, deist, müslüman, hristiyan, yahudi, budist, pagan vs. olamayacağım gibi dinsizde olamıyorum... Peki ya ??? Benden duymak istedikleriniz bu kadar.
Şimdi gelelim benim sizden duymak istediklerime. :-)
Tartışma Kuran merkezinden hareketle dinler eksenine yürüdüğü için bende bu yönden hareket edeceğim.
Kuran kendisinden önceki kaynakların gerçekleri saptırdığını, değişimler yapıldığını ve gerçeklerden uzaklaşıldığını iddia ediyor.
Örneğin,
- mevcut İncil'in ve inanırlarının en başta İsa ve Meryem'i tanrısal dereceye yükseltmelerinin ve daha bir çok inanışın hatalı olduğunu ve gerçekleri saptırdıklarını,
- mevcut Tevrat'ın ve inanırlarının Tanrı'nın vaadleri başta olmak üere bir çok inanışın hatalı olduğunu ve gerçekleri saptırdığını,
- Sümerler, Akkadlar, Mısırlılar vs. eski uygarlıkların gerçekleri saptırarak başta putlaştırma olmak üzere gerçeklerden uzaklaştıklarını iddia ediyor.
Kuran iddialarına delil olarak Tanrı'yı gösteriyor.
Ateism veya deism iddialarına delil olarak evrensel verileri gösteriyor.
Şimdi soruyorum, evrenle konuşanımız mı var? Matematik, fizik gibi insani bilgilere bakarak Evrenin, "dinler saçmadır dediğini" hangi akıllı iddia edebilir? Tamamen tarafsız ve samimi olarak düşünelim lütfen.
Tanrı insanla konuşur mu? Peygamber olduğunu söyleyen insanları, ruhçulukla itham edecek ve buna delil olarak evren ve evrensel veriler gösterilecek ve tüm bunlar evrensel bilgilerden alınırken evren insanla konuşacak, bilim adamlarınca açıklanacak?
Geleneksel dinlerle ateism veya deismin ne kadarda birbirine benzediğini objektif ve samimi olarak kaç kişi söyleyebiliyor?
Hazin bir gerçek var,
---- Geleneksel dinler insanlara "Siz tanrıyı kendi kendinize bulamazsınız alın size tomar tomar kitaplar ve ruhbanlar " der ve ruhbanlar yüceltilirken diğer insanlar onlar adına tartışmalara ve hatta savaşlara girerler. (Garibanlar)
---- Bilim insanlara "Siz evreni kendi kendinize anlayamazsınız alın size tomar tomar kitaplar ve bilim adamları" der ve bilim adamı olmak yüceltilirken diğer insanlar onlar adına tartışmalara ve hatta savaşlara girererler. (Garibanlar)
---- Geleneksel dinlerde işin ehli olan ruhbanlar garibanları dikkate almaz kendi aralarındaki tartışmalar daha heyecanlıdır.
---- Bilim dininde işin ehli olan bilim adamları garibanları dikkate almaz kendi aralarındaki tartışmalar daha heyecanlıdır.
Her iki gruba göre karşı taraf saçmalamaktadır.
Her iki grubun içerinde de garibanlar ve garipleştirenler vardır. Birde benim gibi ikisinide yaranamayan gasgaripler var ki Tanrı ve Bilim bize yardım etsin. Ben hala ve duraksamadan söylüyorum: "Gelin kendi kendimizi ve inanışlarımızı bayraklaştırmayalım aramızda ortak olan tek gerçekte birleşelim ve birbirimizi asla incitmeyelim." İnsan aklı kadar vardır.