Kuran-ı Kerim kendi ayetlerinin anlamlarının insanlar tarafından nasıl bozulabileceği konusunda bizi uyarmıştır. Kuran-ı Kerim ayetlerin anlamının 3 şekilde bozulacağını söylüyor. 1. Tahrif 2. Tebdil 3. Ilhad
1. Tahrif 2/75
Bu tahrif şekli, ayetin içinde bulunan bir kelimenin Allah tarafından konulduğu yerden (mevazinden) kaydırarak anlamını bozmaktır..Örnek olarak evimizde salonda bulunan bozuk (tahrif edilmiş) bir televizyon düşünelim. Televizyonda ses vardır fakat görüntü yoktur.
2. Tebdil 10/15
“Beddele” kökünden gelen bu kelime ayetlerin içinde bulunan bir kelimeyi, ayeti içinden çıkartıp başka bir kelime koyarak anlamını bozmaktır.2/59, 2/211, 7/162, 40/26, 2/181, 7/95, 4/56, 18/27
3. Ilhad 41/40
Bu anlamı bozma şekli ise yukaridaki iki şeklin dışında ayetlerin anlamlarıyla oynamak şeklinde ortaya çıkıyor. 41/40, 22/25, 7/180
Yukarıda verilen metodlara sadık kalarak Adem’in cennetten kovulma olayını incelemeye başlayalım. Bakalım acaba asırlardan beri anlatılan “Adem ile Havva” “Yasak elma” olay doğru mu?
“Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." 2/34-35-36-37-38
“Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti.Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi veüzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rablerikendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanınsizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"
Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."(Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız." Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın.
Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir.Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.” 7/19-20-21-22-23-24-25-26-27
“Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun." Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır." Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da." Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?" Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti. Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." 20/117-118-119-120-121-122-123
Şimdi Kuran-ı Kerim’de Adem konusunun geçtiği yukarıdaki ayetlerin anlamlarına Kuran’a sadık kalarak incelediğimizde çok farklı neticelere ulaşıyoruz. Yukarıda yazmış olduğumuz ayetlerin içinde sizin için bazı kelimeleri seçip bu kelimeleri İlahi kitapta başka ayetlerde başka konularda hangi anlamda kullanıldığını inceleyeceğiz ve bu kelimelerin öğrendiğimiz anlamalarını yukarıda okuduğumuz ayet metinlerine yerleştirdiğimizde göreceksiniz ki Adem ile eşinin cennetten kovulma konusu çok farklı yerlere gitmektedir. Konunun içinden seçtiğimiz kelimelere gelince;
1. Cennet
2. Agaç (Şecere)
3. Tatmak (Zevg)
4. Çirkinlikler (Sevatühuma)
5. Ortaya Çıkma (Beda)
6. Cennet Yaprağı (Varak)
7. Oradan çık (İhbitu)
8. Elbise (Libas)
9. İndirme (İnzal)
Cennet
Kıssasta Allah tarafından Adem ve eşinin cennete yerleştirildiğinden bahsedilmektedir. Cennet kelimesi deyince yeryüzündeki bu kelimeye aşina insanların %99 bölümü ebedilik yurdu cenneti algılamaktadır. Fakat İlahi metodla Kuran’ıKuran ile anlamaya çalıştığımızda burada bir anormallik olduğunu hissediyoruz. Buanormallik nedir dersiniz buyrun beraber bakalım;
Adem’in yaratılır yaratılmaz cennet denilen yere yerleştirildiğini görüyoruz. Cennetkelimesi Kuran’da hem İlahi ebedilik yurdu hem de yeşil mümbit bir bahçe anlamınageliyor.
“Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştiripgüçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin (cennet) örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.” 2/265,
“Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini (cennet) , buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye (cennet) dönüştürdük.” 34/16
“Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı (cennet)verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.” 18/32
"Belki Rabbim senin bağından (cennet) daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."18/40
Gerçek şu ki, biz o bahçe (cennet) sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.68/17
Bu ayetlere baktığımızda Türkçesinde bahçe diye çevirilen kelimelerin hepsinin arapcası Adem’in yerleştirildiği cennet kelimesi ile aynıdır. Fakat biz sadece bu benzerlik ile kalmayıp, iki cennetin arasındaki farkı yine ayetlere sadık kalarak incelemeye devam edelim.
1. Ahiretteki cennet ebedidir
“…Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.” 2/25,
“İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.”7/42
“Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir.” 9/72
“Orda onlara hiç bir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.” 15/48
Adem ve eşinin yerleştirildiği cennet ebedi değildir.“Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı...” 2/36
“Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun." 20/17
İlgili ayetlere bakıldığında Adem ile eşinin bulunduğu cennette hata yapılmıstır ve kovulunmustur.
2. Ebedilik yurdu cennette günaha girmek yoktur.
İlahi cennette böyle bir olay yoktur. Neden?
“Güneş, köreltildiği zaman, Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman, Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman” 81/1-2-3-4
“Güneşe ve onun parıltısına (vedduha-sicaklik) andolsun” 91/1 İlgili ayetlerden anlıyoruz ki ebedilik yurdu olan cennette böyle bir susamanın olmayacağı, güneşinde kıyamet gününde köreltileceğini anlıyoruz.
4. Kuran-ı Kerim’in tümüne baktıgımızda ve 67/2 ayeti ile beraber baktığımızda ebedilik yurdu cennete girmek için iman artı salih amelde bulunmak gerekiyor.
“O, amel (davranış ve eylem) (ahsenu amel)bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” 67/2
“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.” 19/60
“Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar.” 22/14
“Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." 16/32
Hesap gününde de terazinin ağır basması gerekiyor; “O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.”
7/8
“Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. “ 23/102
Ya da direk cennete girebilmek için;“Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” 2/154 Allah için öldürülmek gerekiyor.
Kuran’a baktığımız zaman, Adem ise yaratılır yaratılmaz eşi ile beraber cennete yerleştiriliyor. Yukarıdaki cennet tasviri ile bu cennetin aynı olması beklenemez.
5. Ademin bulunduğu cennete şeytan var.7/20, 20/120, 2/36
6. Ebedilik yurdu cennete girildiğinde, hesap görülmüş, herkes kazandıklarının karşılığı olan yere yönlendirilmiştir. Yani şeytan cehennemdedir.
“Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et" dedi, inkâr edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur.” 59/16-17
“İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır." 14/22
Ebedilik yurdu cennette şeytanın bulunması ayetlere uymamaktadır.
ŞECERE
Bu kelime Kuran’da genellikle ağaç olarak geçmektedir. 17/60, 37/61-62-63-64 fakat 4/65 ayeti şecerenin ağaçtan başka mal ihtilafi anlamına geldiğini de görmekteyiz. Bu kelimeyi şimdilik 4/65 anlamında beklemeye alarak konunun sonunda buraya tekrar döneceğiz.
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde (şecere)(mal ihtilafi, alacak verecek davasi) seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” 4/65
ZEVG
Tatmak, tadına varmak anlamlarında kullanılan ilgili ayetlerde (mecazi anlamda) 65/9, 6/148,59/15, 64/5 ve devam eden ayetlerde bu kelime genelde azabı tatmak, yaptıklarının karsılığını tatmak anlamlarında kullanıldığını görüyoruz.
“Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı (zevg) ve işinin sonucu bir hüsran oldu.” 65/9
“Bundan önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? İşte onlar, işlerinin vebalini taddılar (zevg). Onlara acı bir azab vardır.” 64/5
“Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tadmışlardır. (zevg) Onlara acı bir azab vardır.” 59/15
SEVATUHUMA
Kötülük, çirkin davranış anlamlarında kullanılıyor. 4/22, 4/38, 7/177, 17/32, 20/101, 17/7, 30/10, 53/31, 31/8-9. 3/31
“Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.' (SUE-Seyyiat) Ne kötü bir yoldu o!...” 4/22
“Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' (SUE-Seyyiat) ve kötü bir yoldur.” 17/32
Numaraları verilen diğer ayetlerde de anlam aynıdır, inceleyebilirsiniz. İlgili çevirilerde bu kelime ilgili davranışı yapan Adem ile eşinin avret mahalleri anlamında kullanılıyor. (çirkin yerleri). 95/4 ayetini okursak Allah’ın insanları en güzel şekilde yarattığını görürüz.
“Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” 95/4
Bu ayete ters bir anlam cıkıyor çünkü; “Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” 18/1
Bu kitaptaki goruslerde celiski yoktur. Allah bir yerde insanin en guzel sekilde yarattim diyorsa bir yerde onun avret mahalinin cirkin oldugunu soylemez.
BEDA
Bu fiil kuranda ortaya cikarmak olarak kullaniliyor. 6/28, 39/47, 45/33, 60/4, 12/35
“Hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı(beda)...” 6/28
“Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı (beda)... “ 45/33
Bu “ortaya cikma” fiili de fiziki bir organın ortaya çıkma anlamında Kuran’da geçmediğini görüyoruz.
VARAK
Konu içinde cennet yaprakları olarak çevirilen bu kelime enteresan bir tespit ile 18/19 ayette; “... Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla (varak) şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." 18/19 Para anlamina gelmektedir.
IHBITU
Bu kelime konu icinde Allah tarafindan Adem ve esinin cennetten cikarilmasi icin kullanilan kelimedir.Fakat ne gariptir ki bu kelime kuranda 2/74 ayetinde;
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır (yehbitu).Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir.” 2/74
... (Mûsâ): "İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin (ihbitu), orada size istediğiniz var," demişti...2/61
"Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in (ihbit) ..11/48
Bu fiil gökten bir şeyin indirmek anlaminda değil, yeryüzünde yatay hareket eden şeyler anlamında kullanılıyor.
LIBAS
Örtü (elbise) anlamına gelir. Kuran’da ise 2/42, 3/71, 25/47, 78/10, 16/112, 2/187
ayetlerinde bu örtünme kelimesi manevi bir örtü anlamına gelmektedir. Çünkü bu örtü Adem ile eşine inzal edilen bir örtüdür.
“Hakkı batıl ile örtmeyin (libas)ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz.” 2/42
“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz (libas), siz de onlara örtüsünüz (libas)... “ 2/187
INZAL
Bu indirme fiili Kuran’da 2/176, 3/3, 4/136, 2/23, 2/97 ayetlerinde “kitap”, 17/106, 26/198, 3/11 ayetlerinde “ayetler”, 15/8, 3/124’te “melekler” , 6/37 ayetinde “mucizeler” , 15/9 ayetinde “ez zikir” olarak geçmektedir.Bu indirme fiili yeryüzüne gökyüzünden (semadan) birşey indirildiğinde, Allah tarafından kullanılır.57/25 ayetınde Allah hadid (demir madenini) başka bir galaksiden indirdiğini ifade ediyor.8. maddedeki libas (örtü) elbisesinin de gökyüzünden inzal ettiğini (indirdiğini) söylüyor. Demek ki bu örtü mecazi anlamda bir örtüdür ve Allah tarafından indirilmiştir. Yoksa Allah’ın bildiğimiz tekstil elbiseleri de yukarıdan indirdiği gibi komik bir anlayışa düşmüş oluruz.
HULD
Bu kelime 21/34, 25/15, 32/14, 41/28 ayetlerinde uzun, sürekli,devamlı anlamlarına gelmektedir.
“Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın.Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık uzun süreli (huld) azabı tadın.” 32/14
“Bu, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için uzun süreli (huld) kalış yeri vardır.” 41/28
Şeytan Adem ile eşini kandırmak için onlara sarsılmaz bir mülkü tavsiye ediyor. Yani ŞECERETUL-HULD’u. Yukarıda şecere kelimesini yarım bırakmıştık, şimdi burada huld ile birleştirdiğimiz zaman ağaç anlamına gelmediğini, mal mülk anlamına
geldiğini anlıyoruz.
Yukarıda herhangi bir anlayışın tesirinde kalmadan bu konuya anlam veren yani konuyu ete kemiğe büründüren 9 tane kelimeyi çıkardık, konudan bağımsız bu kelimelerin yukarıda size tavsiye ettiğimiz metoda bizde uyarak (Kuran’ı Kuranla anlama metoduna uyarak) konunun içine araştırdığımız bu kelimelerin Kuran’i karşılıklarını monte ettiğimizde aşağıdaki metin ortaya çıkmaktadır.Allah, Adem ve eşini cennet denen çok verimli bir bahçeye yerleştirip onlara buradayaşamalarını tavsiye edip, bazı uyarılarda bulunuyor. Şeytan konusunda onları sakındırıyor ve şeytan’ın onlar için apaçık bir düşman olduğunu bildiriyor. Verimli olan bu bahçeden yiyin için ama dunya malına tamah etmeyin.Ben Allah olarak rızkınızı burada vereceğim, eğer buna uyarsanız (Allah’ın Rezzak sıfatına güvenirsiniz) acıkmanız (yani eksiklik) olmayacak. Ama şeytan onları açlık, fakirlik duyguları ile vesveselendiriyor. 2/268. Bahçe mallarından ihtiyaç fazlasını biriktirip istif etmeye yönlendiriyor.
O zaman insanda bulunan bu mal ve dünya hayatına düşkünlük ihtirası ortaya çıkıyor ve Allah onlara benim emrimi neden tutmadınız,Bana niye güvenmediniz, Ben sizi rızıklandıracağım dememiş miydim? diyerek onları cennet denilen bu bahçeden çıkartıp başka bir mekana yolluyor.kurak bir bozkıra) ve onlara bu bahçeden kovulmanıza neden olan hatalarınız için size bu çirkinliklerinizi örtecek libas indirdim diyor. Bu libaslarda Kuran’da indirilen infak, sadaka ve zekat ayetleri olup ademoğlunun bu ihtirasını törpülemek için uyması gereken ve tavsiye edilen amellerdir.
Bugunkü dünyanın sosyal ve ekonomik pozisyonuna baktığımızda insanoğlunun aslında sıfır noktasından fazla ileri gidemediği ve birçok noktada aynı yerde kaldığını gösteriyor. Allah yeryüzüne rızıkları eşit olarak göndermesine rağmen bazıademoğulları öyle bir biriktirme ve istif hastalığına tutulmuşlar ki Avrupa’daki ademoğlunun yıllık geliri yirmibin dollar iken Afrikadaki ademoğlu açlıktan ölmektedir.
Eyüp Üzümcü
Labels: Eyüp Üzümcü, İlginç Yorumlar, İnanç Konuları
Konuya girmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Kendi felsefemi tek cümle ile özetlemem istenirse bunu Hegel'in şu sözü ile ifade ediyorum. "Efsaneler varlığa soru sormakla aşılabilir; soru sormak aklın dindarlığıdır."
Üzerinde çok fazla konuşabileceğimiz yeterince büyük bir evrende yaşıyoruz. Evreni aklımızla anlayabileceğimiz konusunda ikimizde kuşkusuz aynı düşüncedeyiz. İnsan olarak kendi bakışımızın dışına çıkıp başka bir gözle bakmayı henüz beceremiyoruz. Bu nedenle şuanda yapabildiğimiz en mükemmel yaklaşım tarafsızlığı mümkün olduğu kadar koruyarak kendi aklımızla değerlendirmektir. Akıl insanı diğer türlerden ayıran en önemli özelliktir. Daha doğrusu insani olan tek özelliktir. Üzerinde konuştuğumuz din olsun bilim olsun tüm olgular evrensel değil insanidir. Çünkü evreni kendi bakışımız dışından görme olanağına sahip değiliz. Matematik ve fiziğin evrensel olgular olduğunu iddia etmemizde yine çıkarımsal aklın bir sonucudur. Bunları bilimi reddetmek için değil aksine bilimin ana ilkesi olan tarafsızlık ve doğruluk adına söylüyorum.
Gerçektende objektif bir gözle değerlendirecek olursak fiziği ve matematiği evrensel hali ile değil insani hali ile değerlendiriyoruz. Çünkü evrenin kendisi zaten fiziğin matematiğin gerçek ve uygulamalı halidir. Biz ancak evrensel olan gerçek bilgileri matematik ve fizik olarak insani dile çevirebiliyoruz. Yani varlığı "varlığın kendi dili" ile değil insani dil ile değerlendirmekten başka yöntemimiz olmadığı halde insani dili evrensel ve tek gerçek olarak öne sürmek evrensellik ilkesi ile çelişmektedir. Ve insanı özel kabul etmenin en açık göstergesidir. Evrende insan dışında hiç bir şey itiraz etmez, her şey kendi varlığının gereğini yok oluşuna kadar sürekli devam ettirir.
- Evrensel bilgiler, bir din inanırı olsun ya da olmasın aklını kullanabilen her insana açıktır.
- Evren, varlığa ilişkin tüm bilgileri içerir.
- Evren, kendisinde en küçük bir kuşku ve çelişki olmayan tutarlı ve benzerlikler doludur.
- Evren, tüm insanlığa herhangi bir elçi olmadan dahi klavuzluk edebilecek, anlaşılması için sadece akıl kullanmanın yettiği geniş perspektifli bir bilgi kümesidir.
- Evren, tarafsızlığı ve doğruluğu ilke edinen her birey için yönlendirici özelliğe sahiptir. Bu rehberlik özelliği ile gerçeklere ulaşılmasını sağlar.
Yukarıda maddeler halinde verdiğim özelliklere sanırım hiç birimizin itirazı yoktur. Belirttiğim bu maddeleri aslında tamamen Kuran ayetlerinden aldım. Kuran'ı tarafsız bir gözle inceleyen biri olarak gördüğüm tablo budur. Kuran'ı önyargısız olarak incelemeye başladıktan sonra yüzlerce çeviri hatası yapıldığını, yorumların Kuran metni gibi sunulduğunu farkettim ve Kuran'ı orijinalinden incelemeye başladım. Bu incelemelerin devamında farkettiğim en şaşırtıcı bilgi ise Kuran'ın sizi kendisinden sürekli itmesidir. Evet, benim düşünceme göre Kuran, siz onu okudukça sizi başka bir kitaba itiyor. İttiği bu kitabı ise El-Kitap olarak tanımlıyor. Ve Kuran kendisinin El-Kitap'ın sadece küçük bir bölümünü olduğunu, El-Kitap'ın bir bölümünü açıklamak için geldiğini söylüyor. Yukarıda saydığım maddelerin hepsini El-Kitap'ın özelliği olarak veriyor. Ve Kuran;
- Geldiği toplumun ve insanlığın büyük bir kısmının El-Kitap'ı arkalarına attığını
- El-Kitap'tan olmadığı halde ondanmış gibi yazılanların hatalı olduğunu
- El-Kitap'tan ayrılanların sapkınlığa düştüğünü,
bildirmek üzere geldiğini söylüyor. Kuran El-Kitap tanımı ile "evren kitabını" vurguluyor. Tam olarak sizin, benim ve bu gruptaki herkesinde iddia ettiği gibi; dinlerin yozlaştırılmış, afyonlaştırılmış, temelsiz uydurma savlara dayandığını, gerçeklerin El-Kitap'ta yani evren kitabında olduğunu özellikle ve defalarca belirtiyor ve sizi ona doğru itiyor. Bu konu ile ilgili çok geniş bir çalışmam hala da devam ediyor. Bu çalışmanın değiştirdiğim giriş kısmını aşağıya alıntılıyorum. Lütfen çalışmayı din kategorisinde değil, kitaplıktan alınmış herhangi bir kitabın incelenmesi olarak değerlendirin. Sevgiyle... El-KİTAP ve HİKMET KİTAPLARI
Geleneksel İslam anlayışına göre peygamberler aracılığı ile gelen Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur olmak üzere dört büyük kitap vardır. Kuran dışındaki kaynaklara ilgi göstermeyen müslümanlar dahi bu düşünceyi sorgulamaz ve olduğu gibi kabul ederler. Oysa konu Kuran'dan incelendiğinde dört kitabın dışında da dine kaynaklık eden kitaplar olduğunu görüyoruz. Öyle ki bunlardan özellikle iki kitap kutsal kitapların da kaynağını oluşturan ve tüm insanlara elçi olmaksızın açık olan kitaplardır. El-Kitap ve Hikmet olarak anılan bu iki kitap istisnasız tüm peygamberlere verilmiş olup Tevrat, İncil, Zebur, Kuran gibi kitaplar bu iki kitabın açıklayıcısıdır.
3/81 - Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Size Kitap ve Hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. [...]
Dikkatinizi çekeceği gibi tüm peygamberlere Kitap ve Hikmet adında iki kitap verilmiş ve peygamberler yanlarında olan bu iki kitabı doğrulayan bir elçiyi destekleme sözü vermişlerdir. Geleneksel bilgilerin etkisinden arınmayan bir çok müslüman ayette bahsedilen Kitab'ın peygamberler için ayrı ayrı kitaplar olduğunu ve Hikmet'in ise peygamberlerin davranış ve sözleri olduğunu düşünmüşlerdir. Oysa ayette tüm peygamberlere seslenilmiş ve kitap sözcüğü tekil olarak kullanılmıştır. Sözün devamında gelen "beraberinizdekileri doğrulayan" ifadeside anlamı güçlendirmektedir. El-Kitap ve Hikmet'in Tevrat, İncil, Zebur, Kuran gibi kitaplardan farklı olduğunu açıkça bildiren ayetlere bakalım.
3/48 - Ona Kitap'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.
5/110 - Allah, "Ey Meryem oğlu İsa sana ve annene olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. [...]
19/30 - "Ben Allah'ın bir kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı," dedi.
İsa Peygamber'in doğar doğmaz beşikte kendisine kitap verildiğini söylemesi doğru anlaşılamamış ve bu kitabın kendisine ileride verilecek İncil olduğu düşünülmüştür. Oysa ayetin Arapça metninde El-Kitap ifadesi kullanılmıştır. "El" ifadesi ingilizcede ki "The" sözcüğü gibi önüne geldiği sözcüğe belirlilik ifadesi katar. Örneğin genel olarak kitaplardan bahsederken "book" ifadesini kullanırsınız, belirli bir kitap "The Book" ifadesi ile adlandırılır. Kuran'da da bu özelleştirme söz konusudur. "El-Kitap" ifadesi belirli ve tek bir kitabın adı olarak, Ali İmran Suresi 81. ayette incelediğimiz "Kitap'ı" vurgulamaktadır.
El-Kitap Nedir?
- El-Kitap, müslüman olsun ya da olmasın aklını kullanabilen her insana açık olan bir kitaptır.
- El-Kitap, evrensel olan bilimsel bilgilerde dahil olmak üzere varlığa ilişkin tüm bilgileri içeren kitaptır.
- El-Kitap, kendisinde en küçük bir kuşku ve çelişki olmayan tutarlı ve benzeşik bir kitaptır.
- El-Kitap, tüm insanlığa herhangi bir elçi olmadan dahi klavuzluk edebilecek, okunması için sadece akıl kullanmanın yettiği geniş perspektifli bir kitaptır.
- El-Kitap, tarafsızlığı ve doğruluğu ilke edinen her birey için yönlendirici özelliğe sahiptir ve bu rehberlik özelliği ile evrensel verilerle gerçeklere ulaşılmasını sağlar.
Bu nedenledir ki, Kuran, El-Kitap'ın bilimsel ve evrensel bilgilerine tanık olanları "El-Kitap Ehli" olarak niteler. Peygamberler aracılığı ile El-Kitap'a ulaşan insanları Kuran, "El-Kitap Verilenler" (Utul Kitap) olarak nitelemektedir. El-Kitap Ehli ve El-Kitap Verilenler kavramları daha detaylı bir inceleme yazımıza bırakıyoruz.
El-Kitap Allah katında olup korunan ana kitaptır. Diğer tüm kitaplar El-Kitap'ın açıklayıcısı ve onun bir bölümüdür.
2/113 - Yahudiler: "Hıristiyanlar hiçbir şey üzerinde değil." dediler.Hıristiyanlar da: "Yahudiler hiçbir şey üzerinde değil." dediler.Oysa hepsi El-Kitap'ı okuyorlar.[...]
10/37 - Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve El-Kitab'ı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.
15/1 - Elif, Lam, Ra. Bunlar, El-Kitap'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
13/1 - Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar El-Kitap'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
10/94 - Sana indirdiğimiz hakkında bir kuşkun varsa, El-Kitabı senden önce okumuş olanlara sor. Sana Rabbinden gerçek gelmiş bulunuyor. Şüphecilerden olma.
2/151 Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size El-Kitap'ı ve Hikmet'i öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.
43/2 - Apaçık El-Kitab'a andolsun;
43/3 - Anlamanız için onu yüksek dile sahip bir Kuran yaptık.
43/4 - O, üstün, bilge, çağdaş olan ana El-Kitap'tandır.
Buraya kadar incelediğimiz ayetlerden anlaşılacağı üzere peygamberlere El-Kitap ile birlikte Hikmet'te verilmişti. Kuran, Tevrat ve İncil El-Kitap'tan farklı, onu açıklayan ve ondan olan bölümlerdir.
Arif Aydoğmuş
Kuran'ın tanrısal bir kaynak olup olmadığı, her ana hitap edip etmediği, her şeye bir cevabı olup olmadığı konusuyla ilgili bir düşüncemi aktarmak istiyorum.
Kuran kendisinin yeterli olduğunu ve yukarıda saydığımız maddelere cevaplar içerdiğini iddia ediyor. Biz ise sorduğumuz soruların bazısına cevap bulabilirken bazısına bulamadığımızı görüyor ve Kuran'ın yetersiz yada çağa uygun olmadığını veya Tanrısal olmadığını haklı olarak düşünebiliyoruz.
Bu bakış açısı doğru mudur değil midir?
Bunun için evrensel bilgilerden faydalanarak bir egzersiz yapalım.
Öncelikle şunu söyleyebiliriz. Bilim kuralları gereği bir önerme koşullara sahiptir ve önermenin doğruluğu koşulların doğruluğuna bağlıdır. Koşulların doğrulanma yönteminide yine önermenin barındırması gerekir.
Bu anlamda Kuran'ın önerme ve koşullarına bir kaç örnek verip üzerinde egzersizi devam ettirelim.
(Not: Aşağıdaki önerme ve koşullar en yalın ifade olarak seçilmiştir. Önermeler ve koşullar sadece bunlarla sınırlı değildir)
ÖNERME: Kuran kendisinin Allah katından olduğunu ve cevaplar içerdiğini iddia ediyor. Bu iddiasının doğruluk kazanması için verdiği
KOŞULLAR:
a-) Kendi içerisinde çelişki olmadığını düşünerek araştırmanız gerektiğini,
b-) Verilerinin lokal ve global olmak üzere en az iki açılı mesajı olduğunu, (mikro-makro)
c-) Acele edilmeden okunmasını ve üzerinde düşünülerek ilişki kurulmasını,
d-) Sonuçların kimi zaman doğrudan kimi zaman örneklerin birleştirilmesi ile dolaylı olarak verildiğini söylüyor.
Bu iddianın doğruluğunu test etmek için verilen koşulların eksiksiz olarak yapılması gerekir. Aksi halde zaten önerme bu koşulların sağlanmaması halinde yanlış olacaktır. Belirtilen koşullarda Kuran'ın incelenmesi bize Kuran'la ilgili daha doğru bir perspektif kazandırıp hakkında daha doğru bilgi edinmemizi sağlayacaktır düşüncesindeyim. Önermeyi test sürecimiz yanlış veya doğru olarak sonuçlanabilir bunun hiç bir önemi olmayadabilir. Ama önemli olan bir kaynak hakkında bir iddiada bulunurken kaynağı kendi içerisinde objektif olarak değerlendirmektir.
Bir örnekle açıklamak istiyorum.
a = a
a² = a²
a²+a² = a²+a²
a²-a² = a²-a²
Eşitliğin bir tarafı "a" ortak parantezine alınır diğer tarafıiki kare farkı çarpanlara ayırma yöntemiyle yazılırsa ifade
a.(a-a)=(a+a).(a-a) olarak yazılır. Eşitliğin iki tarafı (a-a) ifadesine bölünerek ;
a=(a+a) yani a=2a ve a'lar sadeleşirse
1=2 sonucu çıkar.
Ortalama bir matematik bilgisi ile buna benzer bir çok eşit olmadığını bildiğiniz eşitlikler çıkarabilirsiniz. Ve bu sonuçlara bakarak matematiğin çelişkili olduğunu rahatlıkla iddia edebilirsiniz. İçerisinde çelişki olduğu için matematiği bir safsata veya uydurma olarakta düşünebilirsiniz. Ama bu yaklaşımınız "göreli ve önyargılı" olmakla birlikte konu ile ilgili yetersiz bilginizden kaynaklanır. Çünkü siz matematiği kendi önerme ve koşulları içerisinde değerlendirirseniz yukarıdaki işleminizin ve sonucunda vardığınız hükmün yanlış olduğunu farkedebilirsiniz.
Matematik önermeleri içerisinde size koşul olarak "0 / 0" ifadesinin tanımsız olduğunu ve bu ifade ile karşılaştığınızda işlemin devamınında bir anlam ifade etmeyeceğini söyler. Yani eşitliğin her iki tarafını (a-a) ya bölmek demek (a-a) sıfır olacağından 0/0 ifadesine çarpar.
Bunun gibi eğer siz Kuran'ı kendi sunduğu koşullar içerisinde değilde "önyargılı veya göreli" ve Kuran hakkında eksik bilgi ile sorgularsanız içerisinde yüzlerce "çelişki, anlamsız mesaj, vs" bulmanız çok olağan bir durumdur. Kuran'ın verdiği koşullarla Kuran'ı incelediğinizde Kuran size eğer bir çelişkiye sahipseniz bakış açınızda bir yanılsama veya eksiklik olabileceğini bakış açınızı değiştirmeniz gerektiğini söylüyor.
Demek istiyorum ki, her neyi inceliyorsak inceleyelim hakikaten ve içtenlikle objektif olalım. Kuran'ın tanrısal olup olmaması önemli değil, Kuran'ı zaten kabul etmek istemiyorsanız eğer, onun çelişkili olduğunu kanıtlama veya eksik bilgi içerdiğini söyleme çabalarınız anlamsızdır. Yok eğer Kuran'ı sorgulayıpta ona inanıp inanmamaya karar vermek istiyorsanız "eksiksiz objektif" yaklaşmalı ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kendi önerme ve koşulları içerisinde değerlendirmelisiniz.
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, İlginç Yorumlar, Kuran'ın Kaynaklığı
Salat Kuran'ın en temel kavramlarından biridir. İnananların temel özelliği olarak anlatılmaktadır.
23/1-4 , Felaha ulaştı o müminler ki onlar salatlarında itaatkardırlar. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. onlar arınıp yücelmek için yaparlar. (zekatı verirler)
22/35 , Onlar öyle kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, salatı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz şeylerden harcarlar.
24/37 , Onlar ne ticaretin ne de alışverişin kendilerini Allah'ın zikrinden , salatı ikame etmekten ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar ,kalplerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.
35/29 , Allah'ın kitabını okuyanlar ,salatı ikame edenler, ve kendilerine verdiğimiz rızıkdan gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacakları bir ticaret umarlar.
98/5 , Oysa kendilerine dini yalnız Allah'a halis kılarak , Allah'ı birleyenler olarak ona kulluk etmeleri,salatı ikame etmeleri, zekatı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din budur.
Salatı ikame etmeyenlerin durumu ise şöyle özetleniyor.
19/59 , Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki salatı zayi ettiler , şehvetlerine uydular. Azgınlıklarının cezasını çekecekler.
74/41-47 , Suçlulardan sorarlar sizi yakıcı ateşe ne sürükledi? Derler ki : Biz salat edenlerden olmadık,yoksula da yedirmezdik, ceza gününü yalanlardık, sonunda bu haldeyken ölüm bize gelip çattı.
75/31-32 , Ne doğruladı , ne de salat etti. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.
Allah'ın bu kadar önem verdiği salat ve salatı ikame etmek kavramları ne manaya geliyor? Kavramlar önce kelime manaları ile kullanılıp daha sonra kavramlaştıklarında kelime manaları unutularak yeni manalar yüklenebilmektedir. Kuran indiği dönemde kelime manasıyla anlaşılan ve Kuranın yüklediği mana ile kavramlaşan sözler daha sonra dar kalıplara sıkıştırılmak suretiyle gerçek manalarından soyutlanabilmektedir. Kuran ışığında salat kavramını incelerken de dar kalıplar,dogmalar ile meseleye yaklaşmamak için salatın kelime manasına ve bu manaların Kuran'da kullanılma örneklerine bir göz atalım.
Salat : Arkasından gitmek, arka çıkmak, destek olmak, dua etmek (çağırmak) manalarına gelmektedir.
İkame etmek : Ayağa kaldırmak , yeniden diriltmek , icra etmek demektir.
33/56 , Allah ve melekler resule salat ederler (arka çıkar, destek olurlar) ey müminler siz de ona salat edin (arka çıkın destek olun) selam edin (güvenliğini sağlayın)
33/43 , O (Allah) sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için salat etmektedir (destek olmakta, yardım etmektedir) , melekler de. O (Allah) müminlere rahmet eder.
9/103 , Onların mallarından bir miktar sadaka al ki onları temizleyesin , arıtasın ve onlara salat et.(destek ol,arka çık) Senin salatın (desteğin) onları yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
11/87 , Ey Şuayip dediler senin salatın mı (arkasından gittiğin, arka çıktığın şeymi) sana babalarımızın kulluk ettiklerinden yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor. Oysa sen yumuşak huylu ve akıllısın.
20/14 , Muhakkak ki ben ben Allah'ım benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et benim zikrim için salatı ikame et. (desteğini ayaklandır )
29/45 , Kitaptan sana vahyedileni oku ve salatı ikame et . (Onun arkasından giderek ona desteğini ayaklandır.) Çünkü salat ( vahyin arkasından giderek ona destek olmak ) kötü ve çirkin şeylerden alıkoyar. Allah'ın zikri (Kuran) elbette en büyüktür.
3/38-39 , Orada Zekeriya rabbine dua etmişti. Rabbim demişti bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin.Zekeriya mihrapta kalkmış salat (dua ) ederken melekler nida etti "Allah sana Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve Salihlerden bir nebi olarak Yahya'yı müjdeler.
Yukarıdaki ayetlerin üzerine biraz düşünelim. ( 47/2 Onlar Kuran'ı düşünmüyorlar mı?Yoksa kalpleri kilitli midir?)
33:56. Allah ve melekleri, resule çok salat ederler. Ey müminler! Sizde ona salat edin selam edin
Allah'ın resulü Hz. Muhammet kendisine indirilen vahyi insanlara duyurmaya ve Allah'ın dinini yaymaya başladıktan sonra gerek müşrikler gerek münafıklar ona karşı savaş açmışlar ve onunla mücadeleye girmişlerdir.
22:72. Âyetlerimiz açık açık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar.
68:51. O inkâr edenler Zikri (Kuran'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.
41:26. İnkâr edenler: Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız dediler.
Allah resulü bir konuda karar verdiğinde ona muhalefet ederek fitne oluşturmaya çalışan münafıklar var. Hatta bunlar bir mescit kurarak fitneyi yaymaya çalışıyorlar.
9:107. (Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka bir şey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
Böyle bir ortam var ve Allah ile melekler resule salat ediyorlar. Ve müminlerde resule salat ederek onu Esenlik,güvenlik altına alıyorlar. Aynı zamanda Allah müminlere de salat ediyor.
33/43 , O (Allah) sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için salat etmektedir (destek olmakta, yardım etmektedir) , melekler de. O (Allah) müminlere rahmet eder.
Şimdi bu salatın bir tezahürünü Kurandan nakledelim.
8:9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.
8:10. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı.Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
8:11. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek,şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.
8:l2. Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu
Resulün sağlığında müminlerin ona salat ve selam etmeleri ona arka çıkmak destek olmak ve onu güvenlik altına almak olarak anladık . Peki şimdi resule salat ve selam etmek nasıl olacak diye bir soru akla gelebilir. Hz. Muhammet'e saldırılar, onu olduğundan farklı gösterme eğilimleri devam etmiyor mu? Onun adını kullanarak din tahrif edilmiyor mu? Öyleyse onun risaletine sahip çıkarsak ve onun ahlakıyla ahlaklanırsak ancak böylelikle ona salat etmiş oluruz diye düşünüyorum. Onun risaleti: Kuran, ahlakı ise kuran ahlakı idi.
9:103. Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. ve onlara salat et . Çünkü senin salatın onları yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
Allah'ın resulü Hz. Muhammet müminler ile daima dayanışma içinde olmuştur. Her konuda onlarla istişare etmiş onlara destek olmuş yani salat etmiştir. Allah'ın resulünün desteğini arkasında gören bir mümin için bunun ne kadar önemli olduğu tartışmasızdır. Her insan gibi Allah'ın resulü de ölmüştür. (21:34-35) Onun salatını kazanmak için onun risaletine (Kuran'a ) tabi olmak ona salat etmek yani arkasından gitmek gereklidir.
11:87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın kulluk ettiklerini, yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana salatın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
Ayette geçen hadiseyi şöyle bir gözümüzde canlandıralım. Şuayip AS. Allah'ın kendisine vahyettiklerini toplumuna iletiyor. Onlara babalarınızın kulluk ettiği tabi olduğu şeylerden vazgeçin ölçü ve tartıda hile yapmayın. Öksüzün, yetimin, yoksulun hakkını yemeyin . Allah'a kulluk edin .Allah'ın vahyine tabi olun diyor. Toplumun ileri gelenleri şaşkın ey Şuayip diyorlar sen halim selim bir insandın bizim işlerimize karışmazdın sana ne oldu da böyle oldun sana salatın mı böyle yapmanı bizim düzenimizle uğraşmanı emrediyor? diyorlar. Dikkat edersek burada salat din anlamını çağrıştırmaktadır. Şuayip AS.ın Arkasından gittiği, arka çıktığı destek olduğu Allah'ın emirleri, Allah'ın düzenidir. Yani onun dinidir.
20:14. Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; benim zikrim için salatı ikame et.?
Allah'ın zikri için salatı ikame etmek emrediliyor. Peki Allah'ın zikri nedir
54:17-22-32-40. Andolsun biz Kuran'ı öğüt (zikir) alınsın diye kolaylaştırdık. öğüt (zikir) alan yok mu?
36:69. Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. O sadece bir öğüt (zikir)ve apaçık okunandır.
Zikir öğüt manasına geliyor. Allah'ın öğüdü yani kurandır.
15:9. Zikri (Kuran'ı) kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
Allah'ın zikri: Kuran olduğuna göre kuran için salat etmek nasıl olacaktır? Elbette ki Kurana tabi olmak, hükümlerini yerine getirmek ve onun için mücadele etmek ile Allah'ın zikri için salat edilmiş olacaktır.
Allah'ın her şeye gücü yeter. O ol dediği zaman her şey olur. Öyleyse onun kitabının, onun değerlerinin destek olmaya, arka çıkmaya ihtiyacı da yoktur. Ancak insanların imtihan için dünyaya gönderilmeleri uygun görülmüştür. Salatı ikame etmeleri, zekatı vermeleri, karşılaştıkları müşküllere sabretmeleri imtihanı kazanmak için yapmaları emredilen şeylerdendir.
29:2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
29:3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
29:45 Kitab'dan sana vahyedileni oku ve salatı ikame et.(onun arkasından giderek ona desteğini ayaklandır.) Muhakkak ki, salat, ( vahyin arkasından gitmek ) hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ın zikri elbette en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.
Allah'ın zikri için salat etmeyi emreden Allah bunun nasıl olması gerektiğini de tarif ediyor. "Kitaptan sana vahyedileni oku !" Kitabı bilmeyen ,onunla donanmayan bir insan nasıl onun için salat edecek? İnanan bir insan kendisini vahiy ile muhatap kabul eder ve onun arkasından giderse bu yaptığı eylem ona hayasızlık ve kötü işler yapmaya müsaade eder mi? Kuran "103:1-2-3- Asra and olsun ki İnsan hüsrandadır , ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hak ile ve sabır ile tavsiye edenler müstesnadır." diyecek ve ona tabi olan mümin iyi ameller yerine kötü ve çirkin işler yapacak mümkün mü?
43:36-37-38Kim Rahmân'ın zikrinden: Kuran'dan gafil olursa ona bir saptırıcıyı musallat ederiz. Artık o onun arkadaşı olur. O saptırıcılar bunları yoldan çıkardıkları halde bunlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Kişi Kuran'ı okurken dahi ondan gafil, habersiz olabilir. Eğer düşünerek, anlayarak ve öğüt alarak okumuyorsa
3:38. Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.
3:39. Zekeriyya mihrapta kalkmış salat (dua) ederken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve Sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.
Şu ana kadar salat kavramının arka çıkmak arkasından gitmek destek olmak manalarının üzerine vurgu yapıldığını gördük. Salatın birde dua manası vardır. Dua genel manada çağırmak, davet etmek anlamına özelde Allah'ın yardımını çağırmak, Allah'a niyaz etmek anlamına gelir. Zekeriya AS. Mihrapta salat ederken melekler ona nida ediyorlar. Burada Zekeriya AS. niyaz halinde olduğu anlaşılıyor.
7:55. Rabbinize boyun bükerek gizlice dua edin . O haddi aşanları sevmez.
25:77. De ki: duanız olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin? Yalanladınız onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!
2:186. Kullarım sana, beni sorarsa : Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin duasına karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.
Salatı ikame etmek nasıl mümkün olur?
16:89. Sana bu kitabı , her şeyi açıklayan , Müslümanlara yol gösterici rahmet ve müjde olarak indirdik.
6:105. Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, "Sen ders almışsın" desinler de biz de anlayan toplum için Kuran'ı iyice açıklayalım.
Öncelikle her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici olan Kuran'ın eğitimini almamız gerekir. Bu eğitim aklederek, düşünerek, özümseyerek Kuran'ı okumamız ve onun furkan özelliğini kazanma gayretlerimiz ile oluşacaktır. Allah'ın bize gönderdiği mesajı öğrenmeden onun emir ve yasakları doğrultusunda bir hayat sürdürmemiz,salatı ikame etmemiz nasıl mümkün olabilir?
21:45. De ki: Ben, sadece, vahiy ile sizi ikaz ediyorum. Fakat, sağır olanlar, ikaz edildikleri zamanbu çağrıyı duymazlar.
6:19. Bu Kurdan bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.
25:1. Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.
8:29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size furkan var eder. (iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir), suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
Yukarda salatı ikame etmek için bir eğitimin gerekliliğinden bahsetmiştik. Bu eğitimin iki boyutu vardır. Birincisi ilim, ikincisi tatbikat . günümüzde işin ilim kısmını halletmek nispeten kolay . Kuran tasnif edilmiş bir kitap olarak elimizde , çoğumuz okuma yazma biliyor, kendi lisanımızda bir Kuran meali temin ederek Allah'ın mesajını öğrenebiliriz. Birde Kuran'ın indiği yılları gözümüzün önüne getirelim. Allah resulü vasıtası ile bir din gönderiyor,Resulün sağlığında ayetler inmeye devam ediyor, inananların elinde tasnif edilmiş bir kitap yok ve Allah zikrim ( Kuran ) için salatı ikame edin , onunla uyarın, onunla hayatınıza yön verin buyuruyor. Kuranı nasıl öğrenecek ve öğretecekler? Birde toplumun yapısına bakalım. Köleliğin ve feodal yapının hakim olduğu bir toplum. İnsanlar birbirlerine kulluk ediyor, rüku (boyun eğmek) ve secde (itaat etmek) ediyor, el etek öpüyor. Allah'ın resulü ve Kuran ise kula kulluğu kaldırmak için gönderiliyor.
Yukarda anlattığımız ortamda dua manasına da gelen salatın bir tatbik şeklinin Allah'ın resulü tarafından müslümanlara öğretildiğini görüyoruz. Müslümanlar Allah'ın resulü önderliğinde günün belli vakitlerinde bir araya gelerek Allah'a dua ediyorlar,rüku ve secde ediyorlar, onu tesbih ediyorlar (yüceltiyorlar) ve hem de Kuran'ı tedris ediyorlardı. Çeşitli sebeplerle Allah resulünün cemaatine katılamayan müminler ise bu eylemi ya kendi aralarında birleşerek yada ferdi olarak yerine getiriyorlardı.
62:9. Ey iman edenler! Cuma günü salat için çağırıldığınızda hemen Allah'ın zikrine (öğüdüne) koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.
62:10.Salatı bitirdiğinizde artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok anın (zikredin)umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Çeşitli uğraşlar içersinde her zaman bir araya gelemeyen müminlerin hiç değilse haftada bir gün bir araya gelerek salat etmeleri emrediliyor. Farsça dan dilimize giren namaz kelimesiyle ifade edilen dua manasındaki bu salatı ifa ederken özel bir hazırlık yapmamız da emredilmektedir.
5:6. Ey iman edenler! Salat için kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.
Dua mahiyetindeki bu özel salatın tatbikinde Köle sahibi bir müslümanın kölesiyle aynı safta durması, boyun eğmenin, itaat ve teslimiyetin yalnızca Allah'a yapılabileceğini simgeleyen rüku ve secdeler, sadece Allah'ı yücelten ifadeler ve Kuran tedrisi hep genel manadaki salata hazırlık olarak yapılmaktaydı. Kulun Acizliği ve Allah'ın yüceliği ön plana çıkarılarak Allah'a teslimiyet manasına gelen islamın ihyası için mücadelenin bir simgesi haline gelmişti.
Müslümanlar kuranı düşünerek, öğüt alarak okumayı, onun terbiyesine girmeyi ihmal edince, zikrim (Kuran) için salatı ikame edin emrini unutunca namaz da özünü kaybederek sadece bazı şekillerden ibaret bir tatmin aracı haline geldi. İman iddiasında bulunan insanlar Allah resulü gibi Kurana tabi olmadıkça iman etmiş olmayacaklarını bilmeli, salatı ikame ederken (genel manada ) salat etmeliler. (özel manada)
49:14. Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
49:15. Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
29:45. Kitaptan sana vahyedileni oku ve salatı ikame et. Çünkü salat kötü ve çirkin şeylerden alıkoyar. Allah'ın zikri (öğüdü) elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.
Günümüzde Müslümanların durumu genellikle bedeviliktir. Bedevilikten kurtulmadıkça gerçek manada Salatı ikame edemeyeceğimizin şuurunda olmalıyız.
Kendi durumumuzun sağlamasını yapmak için ise salatın bizi kötü ve çirkin şeylerden alı koyup koymadığına bakmalıyız.
Bazı ayetler ve düşündürdükleri
107:1. Dini yalanlayanı gördün mü?
107:2. İşte o, yetimi itip kakar;
107:3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
107:4. Yazıklar olsun o salat edenlere ki,
107:5. Onlar salatlarından gafildirler. Onlar yanlış salatta ısrar ediyorlar.
107:6. Onlar gösteriş yapanlardır,
107:7.Ve hayra da mâni olurlar. Bağlılıktan alıkoyarlar.
Dikkat edersek dini yalanlayanın salatından bahsediyor. Kuran'ın indiği yıllarda ayetin muhatabı olan Mekkeli müşriklerin salat ettiğini anlıyoruz. Allah bizi salat eden müşrik olmaktan korusun.
Buradaki salat öncelikle batıl olan atalarının dinine arka çıkmak yanlış olduğunu idrak etse de atalarından kendisine miras kalanı savunmak sonrada onun fenomenlerini yerine getirmek anlamlarına gelmektedir.
2:170. Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dense "hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız derler.
8:35. Onların Beyt yanındaki salatları ıslık çalıp el çırpmaktan ibaretti şimdi azabı tadın!
Ayette onlar diye mescidi haramın koruyucusu olduklarını söylen, hacılara su veren, Kabe yi temizleyen, Allah'a inanan, hz. İbrahim'in salatını sürdürdüklerini iddia eden insanlardan söz ediliyor. Günümüze uyarlarsak yetim hakkı yiyen, insanlara zulmeden , Allah'ın zikrinden "Kuran'dan" gafil yaşayan, din ile dünyayı ayıran sonrada namaz kılan insanlar için "Onların salatları yatıp kalkmaktan ibarettir." diyebiliriz. Tabi ki bütün hayatında salatı ikame eden , dine arka çıkan , Kuran'ın arkasından giden sonrada namaz kılan müminleri kastetmiyorum.
17:110. De ki: "İster Allah diye çağırın(davet edin), ister Rahman diye çağırın(davet edin). Hangisiyle çağırırsanız nihayet en güzel isimler onundur. Salatında bağırma onda sesini fazla da kısma ; ikisinin arası bir yol tut.
Ayette kastedilen namaz ise namazlarda sesiz okumak suretiyle bu emir tamamen çiğneniyor demektir. Eğer geniş manada salat kastediliyorsa dine davette salattır ve ayette de davetin şekli anlatılmaktadır.
31:17. (Lokman As. ın vasiyeti ) Yavrum! Salatı ikame et, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
31:18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.
31:19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.
Lokman As. oğluna salatı ikame etmesini (Allah'ın emirlerini, dinini ayağa kaldırmasını) vasiyet ederken dikkat etmesi gereken şeyleri de anlatıyor. Salatı ikame ederken iyiliği emredip kötülükten vazgeçirecek, başına gelenlere sabredecek, insanlara yanağını bükmeyecek, bağırıp çağırmayacak. "17:10. Salatında bağırma" ayeti ile birlikte düşünelim.
10:87. Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın,(yönelinecek yerler yapın)salatı ikame edin. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.
Musa As. Firavuna gönderiliyor, Firavun yalanlıyor. Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başkası Musa'ya iman etmiyor.(10:83.) : "Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma!"(10:85.). Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!" diye dua ediyorlar.(10:86) Bunun üzerine Musa ve kardeşine : Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın,(yönelinecek yerler yapın)salatı ikame edin." emri geliyor. Evlerine yönelen (evlerinde organize olan ) bu müminler ne yapmakla salatı ikame etmiş olacaklar?
14:37. "Ey Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Rabbimiz salatı ikame etsinler diye. Sen de birtakım gönülleri onları sever yap ve onları çeşitli meyvelerle besle ki şükretsinler.
2:125. Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir salat yeri edinin İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, akifler, rükû ve secde edenler için evim'i temiz tutun, diye emretmiştik
Hz. İbrahim Beytullah'ı inşa ediyor. Niye? Toplantı ve güven yeri olsun diye. Zürriyetinden bir kısmını bu bölgeye yerleştiriyor. Niye? Salatı ikame etsinler diye. Toplantı ve güven yeri olan Beytullah ve çevresinde salatı ikame etmenin ve haccın manası nedir? Bir sultanın saltanat sürdüğü, beytül malın Allah'ın rızası doğrultusunda kullanılmadığı, Müslümanların kongrelerini gerçekleştiremedikleri, kıyam etmedikleri müddetçe Müslümanlar salatı ikame etmiş, haccetmiş olurlar mı?
5:106 Ey müminler, birinize ölüm gelince vasiyet sırasında sizden olan iki adil kişi, aranızda şahitlik etsin yada yeryüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan iki kişi (şahitlik etsin) Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi salattan sonra alıkor, "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemeyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz" diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.
Sizden olan, sizden olmayan tabirlerinin kuranda mümin,mümin olmayan manasında kullanıldığı tesbiti ile baktığımızda mümin olmayan kişinin salatını namaz olarak algılayabilir miyiz?
Salat dua manasına gelir demiştik. Dua da davet manasına geldiğine göre Yusuf (as)ın zindan arkadaşlarına yaptığı davetin bir benzeri kastedilerek bu da salat olarak isimlendiriliyor diye düşünüyorum.
Kadir Ünal
Labels: İbadetler, İlginç Yorumlar, Kadir Ünal
3/81 Allah nebilerden şöyle misak almıştı: "Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi," demişti. Onlar "Kabul ettik," deyince, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım," demişti.
6/89 İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiklerimizdir. Eğer şu halk, bunları inkar ederse, biz onları inkar etmeyecek bir toplumu yerlerine geçiririz.
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere Nebiler'in hepsine “tek” bir kitap verilmiştir. Nebilere verilen bu kitap Kuran'da her zaman “hikmet” ile birlikte anılmaktadır ve bahsedilen kitap Kuran Zebur İncil Tevrat kitaplarından farklı bir kitaptır. Bahsedilen kitap alemlerin kitabı olup Allah katında olan ve korunan kitaptır. Nebiler aracılığı ile gönderilen Kuran, Tevrat, İncil, Zebur gibi kitaplar ise “o” ana kitabın açıklayıcısıdır.
15/1 Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.
13/1 Elif, Lâm, Mim, Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
10/37 Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.
10/94 Sana indirdiğimiz hakkında bir kuşkun varsa, kitabı senden önce okumuş olanlara sor. Sana Rabbinden gerçek gelmiş bulunuyor. Şüphecilerden olma.
Yukarıdaki ve benzer bir çok ayette bahsedilen kitap Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur değildir. Özellikle başlngıç harflerinin olduğu surelerin hemen başında bahsedilen Kitabil Mubin ifadeleride kuvvetle muhtemel Kuran veya diğer kitapları değil konumuz olan “kitaptır” ve başlangıç harfleri dediğimiz ayetler ise “o kitabın” ayetleridir.
(Bkz. 19/16, 19/30, 22/70, 23/62, 6/38, 14/1, 17/4, 17/58, 17/71, 18/27, 18/49, 6/59, 9/36, 10/37, 11/6, 27/75, 27/40, 29/47, 29/48, 34/3, 35/11, 35/32)
Muhammed Peygamber'e çıkışan inkarcılara karşı Muhammed Peygamber'in söylediği söz dikkat çekicidir.
28/49 De ki "Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım."
Geleneksel öğretiler ve düşünceler yukarıdaki ayette “bu ikisinden” sözü ile kastedilenin İncil ve Tevrat olduğunu söyler. Bu düşünceye ben pek katılmıyorum. Çünkü Peygamberin çıkışı muhataplarının elindeki kitaplardan daha doğru bir kitap istemesi değil kendi elindeki iki kitaptan daha doğru “TEK” bir kitap istemesi yönündedir. Yani Peygamber muhataplarının iddiaları doğru ise kendisine verilen “Kuran” ve “Kitap” dışında tek bir kitaba inanabileceğini söylüyor.
39/23 Allah en güzel sözü (hadis), benzeşik ve ikişer kitap halinde indirdi. Rab'lerini sayanların derileri ondan dolayı ürperir. Sonra derileri ve kalpleri ALLAH'ın mesajına karşı yumuşar. Bu, ALLAH'ın yol göstermesidir; dilediğini ve/veya dileyeni ona ulaştırır. ALLAH'ın saptırdığı bir kimseye rehber bulunmaz.
Yukarıdaki ayeti geleneksel öğretilerin dışında düşünmeyen/düşünemeyen çevirmenlerin çoğu “mesaniyy” ifadesini “ikizli”, “tekrar eden”, “birbirine benzeyen” gibi ifadelerle karşılamışlar. Fakat “mesaniyy” ifadesi diğer ayetlerden hatırlayacağımız gibi “ikişer” anlamındadır.
Benzer şekilde;
2/1 Elif, Lam, Mim,
2/2 İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
2/3 Onlar, gayba inanırlar salat ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
2/4 Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
2/2 ayetinde bahsedilen “kitap” takva sahiplerine yol gösterici kitaptır. Ve aynı takva sahipleri Peygambere İndirilenede inanıyorlar.
83/18 Doğrusu, iyilerin kitabı İlliyyun'dadır.
83/19 İlliyyun nedir bilir misin?
83/20 Rakamlanmış bir kitaptır.
Ayetleride Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur dışında bir kitaptan söz etmektedir. Kuran'daki sözcüklerin biribirileri ile yedeklendiğinide hatırlayarak Kuran, Zebur, İncil ve Tevrat'ın dışında bahsedilen İliyyun, Furkan, Zikr ve Hikmet kitaplarının bu kitapların benzeri kitaplar olabileceğini düşünebiliriz. Bu dört kitaptan Zikr ve Furkan diğer kitapların sıfatı olarakta kullanılmıştır. (Örneğin Kuran'ın Zikr, Tevrat'ın Furkan)
Fakat unutmayalım ki Kuran'ın ve diğer kitapların açıkladığı, elçilere özel olarak öğretilmiş başka kitaplardan da Kuran söz etmektedir.
Örneğin, İsa Peygamberin beşikte iken “Bana kitap verdi” demesi düşünülmesi gereken bir konudur. Zira İsa Peygamber beşikte konuşurken yanında İncil yoktu ve İncil zaman içerisinde indirildi.
Bu iddiayı doğrulayan başka ayetlerde var;
3/48 Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrât'ı ve İncil'i öğretecek.
5/110 Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma koru, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."
Kuran'ın kendisinden başka bahsettiği en az 7 kitap daha var ve bu kitapların neler olduğu ve içerdiklerini yine kendisi açıklıyor.
Hikmet, Kitap, Zikir, Furkan, İliyyun, Suhuf, Levha, Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur sözcükleri ile Kuran taraması yapıp ayetleri incelediğinizde göreceğiniz tablonun bizim farkettiğimizden çok daha büyük olacağına inanıyorum.
Arif Aydoğmuş
Labels: Arif Aydoğmuş, İlginç Yorumlar, Kuran'ın Kaynaklığı
"İlahiyat bilginleri niye konuşmuyor?" deniyordu ya; övgü Allaha, biri sonunda konuştu. Diyanet İşleri eski başkanı profesör doktor Süleyman Ateş 17 Şubat 2008 tarihli VATAN gazetesindeki yazısında diyor ki:
Khimâr esas itibariyle örtmek anlamına gelirse de dinsel örfte baş örtüsü anlamını kazanmıştır.
Asırlar önce yazılmış Akhterî adlı Osmanlıca lügatta "khimâr" sözcüğü, "Avretler (kadınların) başına sardığı bez" diye tanımlanmaktadır.
İbn Manzur'un Lisanu'l-Arab'ında da "khimâr"ın baş örtüsü olduğu belirtilmektedir.
Ünlü müfessir Kurtubî de "va'l-yadribne bi-khumurihinne alâ cuyûbihinne: Khimârlarını yaka yırtmaçlarının üstüne koysunlar" (Nur: 31) ayetinin tefsirinde khimâr sözcüğünün, kadınların başına örttükleri örtü olduğunu belirttikten sonra diyor ki: "O zamanda kadınlar baş örtülerinin uçlarını arkaya sarkıtırlardı. Yüce Allah, örtülerinin uçlarını yaka yırtmaçlarının yani göğüslerinin üstüne koymalarını buyurdu."
İki hususa dikkat eder misiniz:
(1)Koyu harfli Arapça ifadedeki CUYÛB, çoğuldur. Tekili ceyb. Bunun Kuranî anlamı yani doğru anlamı için Neml 12'ye bakınız. Allah orda Mûsa'ya sesleniyor:
edhıl yedeke fî ceybik
elini koynuna sok
Mûsa'nın KOYNU, memelerinin olduğu yerdir yani göğsü. İnsan, elini yaka yırtmacından gırtlağına değil göğüs yırtmacından göğsüne sokar. Önce mealdeki bu yanlışı düzeltelim; "Allah ne diyorsa o!" diyelim. Allah'ın sözlerini çarpıtmayalım.
(2)KHİMAR, her ne kadar genel anlamda örtü ise de Nûr 31 özelinde baş örtüsüdür. Ben de buna inanıyorum. Çünkü göğüs yırtmacına en yakın örtü baş örtüsüdür; masa örtüsü ya da pencere örtüsü değil. Akıl var izin var.
"O halde, Nûr 31′de tesettür var!" iddiasına gelince, bu o çok bilinen bektaşi öyküsündeki Allah'ın "Namaza yaklaşmayın!" dediği iddiasına benzemiyor mu?
Yani Allah "İnanan kadınlar baş örtülerini göğüs yırtmaçlarının üstüne vursunlar; ziynetlerini açmasınlar!" diyor, tamam. Ama devamı var. Orda fakat şu şu şu şu kimselere başka deyip bir istisnalar listesi verilmiş.
Ve o listede örneğin ma meleket eyman uhun var. Yani, Süleyman Ateş, Hayrettin Karaman ve Mevdudi misillu ulemaya göre inanan kadınların "dişi ve erkek köleler"i.
Ve tâbi'ıyne gayri uli'l ırbeti mine'r ricâl var. Yani ihtiyaçsız erkek tâbileri. Örneğin Hayrunnisa Gül Hanımefendinin "ihtiyaçsız erkek korumalar"ı, inanan kadınların "ihtiyaçsız erkek hizmetçiler"i.
Kadının o erkeklere khimarının altındaki hangi ziynetini açması caizdir; göğsünü mü, altın zincirini mi?
Tesettür fesadının can alıcı noktası işte bu. Görelim bakalım Diyanet İşlerinin sayın eski başkanı ilahiyat profesörü doktor Süleyman Ateş nasıl açıklayacak. Allah isterse.
*
Sayın Ateş'in ikinci ve son bölümde yazdıklarını, virgülüne dokunmadan, alıntılıyorum. Lütfen okuyun. Sonra üç sorum olacak:
Hz. Peygamber baldızı Esma'nın ince bir giysi giydiğini görünce, kadının yüzü ve ellerinden başka yerlerini de örtmesi gerektiğini buyurmuştur (Bkz. Kurtubî, Tefsir: 18/229-230).
Ayrıca Kur'ân kadınların, ziynetlerini yabancı erkeklere göstermemelerini de emrediyor. Saç kadının ziyneti değil mi? Eğer ziynet değilse niçin kadınlar hemen her hafta kuaföre gider, saçlarını türlü biçimlere sokarlar? Şunu bilin ki baş örtüsü Kur'ân'ın emri olduğu gibi İncil'in de Tevrat'ın da emridir. Hiç kimse kendi keyfi için dinin hükümlerini çarpıtmamalı. Baş örtüsü takmayacaksan takma ama inkâr etme. Çünkü inkâr vebaldir, günahtır.
Üç soru:
-Tefsirlerinizde inanan kadınların, onların erkek köleleri olduğunu açıkladığınız "ma meleket eyman uhun"a ziynetlerini açmasının caiz olduğunu belirtiyorsunuz. Mevdudi'nin anlattığına* göre de Hz Fatıma kölesinden utanınca Hz Peygamber, "Zararı yok; yalnızca baban ve kölen var!" demiş. Doğru olabilir mi bu? Mümkün mü?
-Size göre inanan hanımların kölelerine, ERKEK korumalarına ve hizmetçilerine vücut denen ziynetlerini açması caizdir. Peki, günümüzde ERKEK hizmetçiler ve korumalar istese hanımları onlara vücutlarını açar mı? Örneğin Hayrunnisa Gül Hanımefendi sizin Allah adına verdiğiniz icazete uyup göğsünü, saçını erkek korumalarına açar mı?
-Hocam! Soruyorsunuz: "Saç kadının ziyneti değil mi?" Ah güzel hocam! Bu, öykünün yalnızca "Namaza yaklaşmayın!" kısmı. Lütfen devamını da görün! Evet, saç kadının ziyneti, tıpkı göğsü gibi. O yüzden ikisinin üstünde de khimar var… da sonra? Kadının, ziynetlerini şu şu şu erkeklere açması caizdir. Hiç akletmez misiniz; o iş orda kalır mı?
*
İtiraz: Tesettürün altından hemen vücut mu çıkacak?
ZİYNET ne ise o çıkacak efendim. Örneğin Yüce Allah buyuruyor ki: Elçim! İnanan kadınlara söyle -Kul li'l muminât …
Görünenleri hariç "ziynetler"ini açmasınlar
La yubdîne "zînet"ehunne illa ma zahare minh
Tesettür yanlılarına göre burada anılan ZİYNETLER nedir? Kadın vücudunun, eğer açılırsa, insanı adım adım zinaya götüren yerleri (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0238.htm). Örneğin saçı, göğsü. Nolur, bari kendi ziynet algılamanıza sahip çıkın. Madem "Ziynet vücuttur," dediniz, vücuttur; örtü değil.
"Tesettürün altından fes çıkar, sütyen çıkar," deyip kargaları güldürmeyin. Size göre madem inanan kadının ziynetleri örneğin saçı ve memeleridir ve madem şu şu şu erkeklere o ziynetlerini açması caizdir saçını, memelerini göstermesi caizdir.
Ve Yüce Allah devam ediyor:
Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üstüne vursunlar!
Ve'l yadribne bihumur ihinne alâ cuyûb ihin
Yani?
Ziynetlerini açmasınlar fakat erkek kölelerine başka
Lâ yubdîne zînet ehunne illa ma meleket eyman uhun
Devam:
ya da ihtiyaçsız erkek tâbilerine başka
evi't tâbi'ıyne gayri uli'l ırbeti mine'r ricâl
Bu kadar açık ve net. Tesettür dinine göre, inanan bir kadın vücudunun adım adım zinaya götürür diye örttüğü yerlerini kölelerine ve hizmetçi misillu ihtiyaçsız erkek tâbilerine açabilir. "Caiz"dir bu.
Şu "ahlaksız icazet"e bakın! Allah'ın dini olabilir mi bu; mümkün mü?
*
"ihtiyaçsız erkek"ten kasıt nedir?
Ayetteki ziynetler her ne ise inanan kadının erkek tâbileri onlara ihtiyaç duymayan kimselerdir. Örneğin Emine Erdoğan Hanımefendi erkek korumalarının kendisine doğum günü armağanı olarak verdiği altın zinciri teninden uzaklaştırıp blüzünün üstüne takmak suretiyle onlara gösterebilir. Erkek korumaların o takıya ihtiyacı yoktur.
Öte yandan ziynetler, tesettür bid'atında öne sürüldüğü gibi, kadın vücudunun adım adım zinaya götüren yerleri ise o erkekler şehveten ihtiyaçsızdır.
Ama kocaman bir yalan bu. Çünkü ma meleket eyman da tıpkı o erkek hizmetçilerin konumundadır. Cinsel ihtiyaçsızlık onlar için şart koşulmamış; hizmetçiler için neden koşulsun?
Artı, hadislerde de yok o şart. Benim yukarda Süleyman Ateş'e yönelttiğim sorulardan biri bununla ilgiliydi:
Tefsirlerinizde inanan kadınların, onların erkek köleleri olduğunu açıkladığınız "ma meleket eyman hun"a ziynetlerini açmasının caiz olduğunu belirtiyorsunuz. Mevdudi'nin anlattığına* göre de Hz Fatıma kölesinden utanınca Hz Peygamber, "Zararı yok; yalnızca baban ve kölen var!" demiş. Doğru olabilir mi bu? Mümkün mü?
*
Uyarı: Baş örtüsü sorununu çözmek için önemli olan görebilmek, anlayabilmek ve aklı çalıştırmaktır.
Haklısınız. Yani var olan aklımızı çalıştırmıyoruz bile bile. Başörtüsü her halde o yüzden Gordium oldu. Çözüm için Makedonya'lı İskender'i bekliyoruz.
Şu sözde hicab hadisine sığınan tesettür alimine bakın. Kesinlikle akıl sahibidir; hattâ üstün zekalı. Artı, Diyanet İşleri eski başkanı, profesör doktor, ilahiyat bilgini olduğuna göre çok ama çok bilgilidir:
Hz Peygamber, baldızı Esma'yı ince bir giysi içinde ve başı açık görünce, kendi mubarek ellerini ve yüzünü göstererek "İnanan bir kadının şurası, şurası hariç erkeklere vücudunu göstermesi haramdır," buyurdular. (Kurtubî, Tefsir: 18/229-230)
(1)Allah'ın ak dediğine Elçisinin kara demesini sağlıyor.
Allah: İnanan kadınların, "ziynet"lerini (yani sayın Ateş'e göre, "vücut"larını) kölelerine ve ihtiyaçsız erkek tâbilerine açması caizdir.
Muhammed: Eller ve yüz hariç inanan kadınların "vücut"larını erkeklere açması haramdır.
(2)Başörtüsünün Kur'ân'da var olduğunu kanıtlamak için hadis getiriyor, ayet değil.
Bu Diyanet İşleri eski başkanı ilahiyat alimi profesör doktorun daha fazla akla mı ihtiyacı var ya da mevcut aklını özgürce çalıştırmaya mı?
*
Başörtüsü fesadı yalanlar sayesinde ayakta tutulabiliyor. Buna örnek vermek gerekirse Süleyman Ateş'in 10 Eylul 2008 tarihli VATAN gazetesinde yazdıkları yeter:
Bir okurum, "Çok yakından tanıdığım bir hanım başını örtmeye karar verdi. Şu anda işi gereği yurt dışında olan kocasının düşüncelerini iyi biliyorum. Böyle bir durumu asla kabul etmez. Bu davranış boşanmaya kadar gidebilir. Sizin düşünceniz nedir" diye soruyor. Cevabım şudur: Baş örtüsü takmak "Allah'ın emri"dir ama her zaman yazmış ve söylemişimdir. İslâm'ın ilk emri, olmazsa olmazlarından değildir. Çünkü baş örtüsü zaten Arapların köklü geleneğiydi.
Hür kadınlar başlarını örterlerdi. Baş örtüsünün temel nedeni, kadının HÜR olduğu anlaşılsın ve cariyelere sataşıldığı gibi bunlara sataşılmasını önlemektir. Ahzab Suresi'nin 59'uncu ayetinden bu husus açıkça anlaşılır: "Ey Peygamber eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar, onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
İki yalana dikkat.
İlki: Başörtüsünün Allah'ın emri olduğu kocaman bir yalan. Allah, Kuran'ın hiçbir ayetinde "Kadınlar başlarını örtsünler!" demiyor. O yüzden, bakın, Kuran'dan getirebildikleri hiç ama hiçbir ayet yok. Örneğin Süleyman Ateş başörtüsünün Kur'ân'da var olduğunu kanıtlamak için hadis getiriyor, ayet değil.
Başörtüsü işte Süleyman Ateş'in emri; Hayrettin Karaman, Elmalılı, Mevdudi, M Esed… misillu beşerin emri. Hayrettin Karaman bakın ne güzel açıklıyor bunu:
… aynı yerde (Nûr 31′de, H A) geçen ziynetin –ki, örtülmesi gereken yerler demektir- örtülmesi hükmü bütün asırlarda "İslam alimleri"nin ittifakı ile ortaya konmuştur; el, yüz, ayak konularındaki detayı dışında bir ihtilaf, bir tartışma olmamıştır.(YENİ ŞAFAK, 26 Haziran 2005)
İkincisi: "Baş örtüsünün temel nedeni, kadının HÜR olduğu anlaşılsın ve cariyelere sataşıldığı gibi bunlara sataşılma"sın diye imiş.
Hayır! Başörtüsünün nedeni ile HÜR ya da CARİYE olmanın ilgisi yok. Onu Allah'a Süleyman Ateş söyletiyor. Asıl neden Yüce Allah'ın Kendi "söylediği"dir. O'nun Ahzab 59'da söylediği ise şudur:
İNANANLARIN KADINLARINA söyle! Tanınmaları için cilbablarını sıkıca giysinler…
O kadınların KİM olarak tanınmaları için? (HÜR kadınlar ya da ŞU TÜR ya da BU TÜR kadınlar olarak değil!) İNANANLARIN KADINLARI olarak.
Allah'ın Kendi söylediği budur. Tıpkı hacca giden Diyanet İşleri Başkanına verilen şu talimat gibi:
TÜRK HACILARIN KADINLARINA söyle! Tanınmaları için ayyıldızlı giysilerini sıkıca giysinler.
Bu kadınların KİM olarak tanınmaları için? (HÜR kadınlar ya da ŞU TÜR ya BU TÜR kadınlar olarak değil!) TÜRK HACILARIN KADINLARI olarak.
*
İtiraz: o sayılan müstesna kişilerin yanında saçını örtmez ve blüzünü göğüs dekolteli giyersin…
"Nûr 31′deki ZİYNETLER inanan kadının vücududur; tesettüre sokulmazsa 'adım adım zina'ya götürür!" diyen birinin açısından bakarsanız ahlaksız bir icazettir bu.
Aman Allahım, Aman Allah'ım! Örneğin Harunnisa Gül Hanımefendi'nin "tâbi'ıyne gayri uli'l ırbeti mine'r ricâl"ine yani "kendisine bağlı ihtiyaçsız erkekler"e saçını, gerdanını ve göğüs çatalını açması caizmiş.
Bir an durun ve sorun kendinize, kardeşim. O iş orda kalır mı; "adım adım zina"ya gitmez mi?
Gidin, Hayrunnisa Gül Hanımefendi'ye tebliğ edin bu icazet kararınızı. Sizi "Ahlaksız teklifte bulundu!" diye derhal mahkemeye verir.
Sakın ha.
"Anılan ziynetlerin hepsi takılar değildir; bir kısmı da kadının saçı, gerdanı ve göğüs çatalıdır…" gibi bir iddiayı öne sürdüğünüz an İslamın kapısını zinaya açıverirsiniz. Sakın ha. "Bırakın o ziynetlerin bir kısmı kadının açılması caiz olan vücudu oluversin!" demek "Kadın birazcık gebe kalıversin!" demektir.
Hayır! Birazcık gebe diye bir şey yok; birazcık gebe tam gebedir. "Birazcık gebe oluversin!" icazeti ahlaksız bir icazettir.
Ama yalnızca sizin boş bulunup açıklayıverdiğiniz bir icazet değil, tesettür fesadının temelinde yatan ahlaksızlıktır bu. Ve sizin bu söylediğinizi istisnasız bütün tesettür uleması söylüyor.
Ahlak zabıtası görevini tam yapsa tesettür ulemasını tutuklar.
*
Ziynetlerini açmasınlar (lâ yubdîne ziynet ehun) ama ellerinin altındakilere başka (illa ma meleket eyman uhun) ya da kendilerine bağlı ihtiyaçsız erkeklere (evi't tâbi'ıyne gayri uli'l ırbeti mine'r ricâl)
Bu kadar açık ve net. Allah inanan kadının "ziynetler"inden söz ediyor; vücudundan değil. Ama tesettür uleması Allah'ın bu sözlerini fütursuzca çarpıtıp şu "ahlaksız icazet"i veriyor:
İnanan bir kadın vücudunun "adım adım zina"ya götürür diye örttüğü yerlerini "köleleri"ne ve hizmetçi misillu ihtiyaçsız "erkek tâbileri"ne açabilir.
Ar damarları çatlamış olmalı.
Önce kadının erkek kölesini ve kendisine bağlı erkekleri onun babası, erkek kardeşi, amcası gibi mahrem ilan ediyorlar yani kendileriyle evlenilmesi yasak. Sonra "Kadın o erkeklere vücudunu açabilir," diyorlar; "caiz"miş bu. Örneğin Süleyman Ateş ferman buyuruyor:
(Kölenin) malikesi, kölenin "mahrem"idir (Ahzab 55). Ayette anılan mahremler, kadının her yerine bakabilirler (Nûr 31).
Dikkat! Ahzab 55′te anılanlar, Peygamber hanımlarının "ma meleket eyman"ıdır. Ayette söyleniyor bu. Ayrıca bakınız: Mevdudi*.
İşte onlar dişi ve erkek kölelermiş. ONLAR Peygamber hanımlarının her yerine bakabilirlermiş; "caiz"miş bu.
Tesettür uğruna Allah'ın Elçisi'ne ve "inananların anaları"na atılan şu iğrenç iftiraya bakın.
Ben bu "ahlaksız icazet"i okurken utanıyorum. Allah'ın dediği bu olamaz. Ahlaksız icazet çıkmaz O'ndan. Tesettürcülerin fesadı bu.
Allah'ın dediği ZİYNETLER takılardır. Örneğin kadının göğüslerini aşıp göbeğine uzanan altın zinciri. Kadın onu teninden uzaklaştırıp blüzünün üstüne takarak kendi yakın çevresinde bulunan kimselere açabilir. Caiz olan bu. Temiz olan bu.
Nûr 31′in "tesettür"le zerre kadar ilgisi yok.
___________________________
*TEFHİMU'L KUR'AN, Nur 31, dipnot 44:
…bir defasında Hz Peygamber (s.a) kölesi Abdullah b. Müsa'de el-Fezarî ile kızı Hz. Fatıma'nın evine gider. O zaman Hz. Fatıma'nın üzerinde ayaklarını açıkta bırakan bir entari vardı; başını örtse ayakları, ayaklarını örtse başı açıkta kalıyordu. Hz. Peygamber (s.a) kızının utandığını görünce, "Zararı yok, yalnızca baban ve kölen var!" buyurdular. (Enes b. Malik'ten Ebu Davud, Ahmed, Beyhaki).
Anladık mı; Hz Fatıma erkek kölesini görünce ne yapmış?
(1)Açıktaki ayaklarını örtmüş entarisiyle. (2)Ama başı da açıkmış; yoksa ayaklarını örtünce başı niye açılsın? (3)Entarisiyle başını örtmüş…
Bir kadın entarisiyle başını örtmeye çalışırken nereleri açılırsa Hz Fatıma'nın oraları açılmış. Aklınızı işletin; nereleri açılır? En iyisi, kendiniz bir deneyin. Aynanın önünde entarinizle başınızı örtün. Nererleriniz açılıyor?
Hz Fatıma utanmış. Hz Peygamber, "Zararı yok; yalnızca kölen var!" buyurmuş.
Fesubhanallah. Bir ahlak abidesi (68:4) olan Hz Muhammed, ailenin erkek kölesinin önünde sevgili kızının oralarını açmasını caiz ilan etmiş.
Tesettür uğruna Allah'ın Elçisine ve onun kızına atılan şu iğrenç iftiraya bakın.
Hasan Akçay
Labels: Hasan Akçay, İlginç Yorumlar


